Ana içeriğe atla

Eşitlik mi adalet mi?

Eşitlik mi adalet mi?

Eşitlik sihirli bir kelimedir, dışarıdan bakıldığında herkesi cezp eder, adalet karşısında eşitlik, özgürlükleri kullanmada eşitlik, kamusal hizmetleri kullanmada eşitlik vs. Oysa özgürlüklerin ve hizmetlerin kullanımı herkes için yasalarla korunmamışsa ve kullanabilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmamışsa bu söylem bir ütopyadan başka bir şey değildir. Eğer bir toplumda ekonomik eşitliği sağlayamıyorsan, özgürlüklerin ve hizmetlerin kullanımında eşitliği sağlayamazsın. Yasalarımıza baktığımızda herkesin seyahat özgürlüğü vardır. Gerçek hayatta ise herhangi bir seyahatin masraflarını karşılayabilenlerin seyahat özgürlüğü vardır.
Adelelet ise eşitlikten farklı bir kavramdır. O olaylara eşitlik gibi soyut bir alandan bakmaz. Hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesini sağlar. Dayandığı kaynak ahlak ve din kurallarıdır. Aristolase'e göre de adalet eşitlik sistemi değildir, güçsüzleri koruyan bir hukuk sistemidir. Bu konuyu daha da uzatabiliriz ama bu sefer de siyaset ve felsefe tartışmaya başlarız.

Balıkçılıkta adalet;
Stokların iyileştirilmesi ve reform sürecinde adalet.

Sucul kaynakların hakça paylaşımı içi boş, ucuz kışkırtma amaçlı bir kavram değildir. Sucul kaynaklardaki tahribatın, yavaşlatılması, durdurulması, iyileştirilmesi, kaynak yönetimi ve paylaşım sürecinde gözeteceğimiz temel anlayışı tanımlar. Bu anlayış sürdürülebilir bir balıkçılık için yapılacak her düzenleme ve reform da adil olmak ve güçsüzleri korumak anlayışıdır. Günümüzde balık stoklarının da balıkçılarımızın da içinde bulunduğu durum hepimizin malumudur. Endüstriyel balıkçı camiasının % 10luk bir kesimini saymaz isek genel olarak bir memnuniyetsizlik ve gelecek endişesi herkesi sarmış durumdadır. Avlanılabilen tür sayısı azalmış, av paylaşımındaki dengesizlik artmış, pazarın ve gelirlerin kontrolü komisyoncuların eline geçmiştir. Bu içinde bulunduğumuz bu durumun sebebi asla geleneksel kıyı balıkçıları değildir. Geleneksel kıyı balıkçıları av metotları ve araçları ile bu tahribatın sorumlusu olamazlar. Bu tahribatın sebeplerini yazmaya kalktığımızda her birimiz aynı sebepleri yazarız. Kıyı balıkçılığı bu sebepler içinde ilk ona bile girmez. Kalkan'ı, Uskumru'yu, Lüfer'i, ekosistemin bulunduğu kıyı yapısı tahribatının da sorumlusu küçük kıyı balıkçısı değildir. Kırmalıklar, mercanlar, tırandillik alanlar tonlarca ağırlıkta kurşun yakası olan gırgır ağları ile tahrip edilmektedir. Dileyen olursa bu tahribatların olduğu lokasyonlarını da söyler, iddiamızı ispat ederiz.
On yıllardır süren bu zalim düzenin mağdurları bellidir. Balık stokları ve tahrip olan kıyı tabanı ile birlikte, bu kıyılarda yüzyıllardır süre gelen geleneksel balıkçılığı. Geleneksel kıyı balıkçılığının tahrip olması ve bu tahribatın sonucunda giderek yok olması ise yüzyıllardır bu balıkçılığı sürdüren geleneksel kıyı balıkçılarının da tahrip olması demektir. Başkaları kar hırsı ile acımasızca canlı doğal kaynakları sömürdüğü, merkezi idarenin bu sömürü sürecine ilgisiz kaldığı için zarar gören bir sosyal gurup bu gün sebep olanlarla aynı kategoride değerlendirilip, aynı bedelleri ödeyemez.
Stok yönetimi yada başka avcılık kısıtlayıcı tedbirler tartışılırken bu tedbirlerin küçük kıyı balıkçılarına da uygulanması gerektiğini söylemek, hatta ima etmek yıllardır süregelen tahribatın ortağı olduğunu söylemek demektir. Küçük kıyı balıkçıları sebep olmadıkları bir zararı tazmin etmeyeceklerdir. Küçük kıyı balıkçıları bir suçun eşit ortakları değil balıkçılık rejimindeki adaletsizliğin mağdurlarıdır.
Kıyı avcılığının günün ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiği bu konuda bir ihtiyaç olduğu tartışılamaz. Bu düzenlemeler, tür-zaman yasağı, ağ gözü açıklığı, uzatma ağlarında ağ boyları vs. gibi konularda yapılmalıdır.
Kıyı balıkçılığına kota talep etmek kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Kıyıların korunmasının ve demersal balık stoklarının iyileştirilmesi için başlayacağımız yer Gırgır avcılığının kıyıdan uzaklaştırılması ve yasadışı trol avcılığının kesinlikle engellenmesidir. Trol ağı teknik özelliklerinin (göz açıklığı ve ağ donamı) yeniden düzenlenmesi ve trol av alanlarının ekosistemin korunması gözetilerek yeniden düzenlenmesi bir zorunluluktur.
Kıyı balıkçılığının toplam av içindeki payı % 8 ler seviyesinde iken yapılması gereken onlara kota getirmek değil, bu payın % 15 ler seviyesine acilen çıkarılması için projeler üretmek ve onları hukuki koruma altına almaktır.
Büyük balıkçıların, bize yasak gelecekse size de gelsin, biz tutamazsak size de tutturmayız tehditlerinin giderek arttığı şu günler de, bunlara verilecek tek cevap vardır.
Biz adalet istiyoruz ve alacağız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Darıca'da neler oluyor?

  Yolu kapatan belediye aracı. AB ülkelerinde belediyeler, küçük ölçekli balıkçılığı desteklemek amacıyla; küçük balıkçı barınakları, iskeleler, çekek alanları ve kıyı koruma yapıları gibi temel altyapıları kurmakta ve geliştirmektedir. Bu yatırımlar, Avrupa Birliği fonları (EMFAF) ile desteklenmekte ve yerel yönetimler tarafından etkin şekilde uygulanmaktadır. Küçük ölçekli balıkçılığın korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmalar ve son 15 yılda artan farkındalık çalışmalarına karşın, sahadaki koşulların iyileşmek yerine daha da kötüleştiği açıkça görülmektedir. Yerel esnafı, üreticiyi, küçük işletmeleri ve kooperatifleri desteklemek; aynı zamanda yerel kültürel mirası korumak belediyelerin temel ve yasal görevleri arasında olmasına rağmen, bu sorumlulukların bazı yerlerde açıkça ihlal edildiği görülmektedir. DARICA’DA KABUL EDİLEMEZ UYGULAMALAR Darıca’da, barınak projesi olarak başlatılan ancak projede belirtilen alan yerine farklı bir bölgede inşa edilen tekne parkının mend...

Adalar bölgesi için acil eylem çağrısı

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması konusunda onca kelam neredeyse yönetiminden akademisyenine sivil toplum örgütlerinden balıkçı örgütlerine kadar kelam etmeyen yok gibi. Lakin bu konuda "kalıcı ve gerçekçi" adımlar atılamıyor. Sanki önümüzde çözülmesi çok zor bir astrofizik problemi var ve biz bunu çözecek bilgi ve yeteneğe sahip değilmişiz gibi bir görüntü ile karşı karşıyayız.  Gerçekten böylemi? Gerçekten bu problemi çözecek bilgi ve beceriye sahip değil miyiz? Bu tartışmaları takip eden tüm taraflar bilir ki aslında ne önümüzde çözümü zor bir problem var karşımızda ne de yönetiminden akademisyenine kadar tartışmaların da çözümün de tarafı olanlar bilgisiz ve yeteneksiz kadrolardan oluşuyor. Bu konuda ki en büyük sorunumuz atılması gereken adımlarda cesaret eksikliği ve küçük ölçekli geleneksel balıkçıların son yıllarda içine düştüğü atalettir. Aya kalkmak ve mücadele etmek zorundayız. Kırmadan dökmeden onca yıldır sergilediğimiz yapıcı tutumu terk etmeden am...

Hassas habitatları koruma ve adalar Gırgır avına kapalı saha üzerine!

  İstanbul Gırgır avcıları ara tebliğ döneminin yaklaşması ile birlikte yeniden hareketlendi. Ana başlıkları ise Gırgır avcılığına kapalı alanın tekrar avcılığa açılması. Başka talepleri de var. İstavrit balığı avlanma boyunun 11 santime düşürülmesi bunlardan birisi. Yayın organlarının bu sayısı ile birlikte merkezi ve siyasal ilişkileri üzerindeki lobi faaliyetlerini açık bir kampanyaya dönüştürdüler. İstanbul Gırgır avcılarının açılmasını istediği alan Kampanyayı iki slogan üzerine oturtmuşlar; Bu yasak bir işe yaramıyor. Bize yasaksa herkese yasak olsun. İki sloganda gerçeği yansıtmıyor ve samimiyetsiz. Yasağın işe yarayıp yaramadığını adalar çevresindeki dip hayatının iyileşip iyileşmediğine bakarak anlayabiliriz. Ama arkadaşlar temel av hedefleri olan pelajik balıklar üzerinden baktıkları için rahatlıkla gerçek olmayan iddialarda bulunuyorlar. Bu yazıda sahadaki dip balıklarının artışına ve tür çoğalmasına dair bilgiler ve görseller bulacaksınız. Yazının sonunda ...