30 Mayıs 2026 Cumartesi

Darıca'da neler oluyor?

 







Yolu kapatan belediye aracı.

AB ülkelerinde belediyeler, küçük ölçekli balıkçılığı desteklemek amacıyla; küçük balıkçı barınakları, iskeleler, çekek alanları ve kıyı koruma yapıları gibi temel altyapıları kurmakta ve geliştirmektedir. Bu yatırımlar, Avrupa Birliği fonları (EMFAF) ile desteklenmekte ve yerel yönetimler tarafından etkin şekilde uygulanmaktadır.

Küçük ölçekli balıkçılığın korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmalar ve son 15 yılda artan farkındalık çalışmalarına karşın, sahadaki koşulların iyileşmek yerine daha da kötüleştiği açıkça görülmektedir.

Yerel esnafı, üreticiyi, küçük işletmeleri ve kooperatifleri desteklemek; aynı zamanda yerel kültürel mirası korumak belediyelerin temel ve yasal görevleri arasında olmasına rağmen, bu sorumlulukların bazı yerlerde açıkça ihlal edildiği görülmektedir.

DARICA’DA KABUL EDİLEMEZ UYGULAMALAR

Darıca’da, barınak projesi olarak başlatılan ancak projede belirtilen alan yerine farklı bir bölgede inşa edilen tekne parkının mendirek kısmı, Darıca Su Ürünleri Kooperatifi’ne tahsis edilmiştir.

Balıkçılık kıyı altyapısı olarak inşa edilen bu yapıların mevzuat gereği Tarım ve Orman Bakanlığı’na devredilmesi gerekirken, Darıca örneğinde bu sürecin işletilmediği ve yapının hukuki statüsünün belirsiz bırakıldığı anlaşılmaktadır.

Mevzuat açık olmasına rağmen, balıkçılık kıyı altyapılarının ilgili su ürünleri kooperatiflerine kiralanarak işletilmesi gerekirken, Darıca’da bu temel ilke de uygulanmamıştır. Bunun sonucu olarak kooperatifin kullanımında olan mendireğin statüsü belirsiz hale getirilmiş ve keyfi uygulamalara açık bir zemin oluşturulmuştur.

HUKUKA AYKIRI ERİŞİM ENGELİ


Yol kapamaya bahane edilen tente.


Son olarak, fotoğraflarla da sabit olduğu üzere, idari binanın önüne yapıldığı gerekçesiyle bir gölgelik/tente bahane edilerek kooperatife ait bağlantı yolunun belediye aracıyla kapatıldığı görülmektedir.

Kamuya açık bir erişim yolunun bu şekilde kapatılması hukuka açıkça aykırıdır. Bu tür müdahalelerin hiçbir şekilde keyfi idari uygulamalarla gerekçelendirilmesi mümkün değildir.

Balıkçılık kıyı altyapıları yalnızca tekne bağlama alanı değildir; aynı zamanda balıkçılık faaliyetinin yürütüldüğü, ağların donatıldığı, ekipmanların onarıldığı, sosyal ihtiyaçların karşılandığı ve ürünlerin doğrudan tüketiciye ulaştırıldığı üretim alanlarıdır.

AÇIK SORULAR VE SORUMLULUK

Kıyı kanununa açıkça aykırı olan bazı yapı ve uygulamaların görmezden gelinmesine rağmen, balıkçının temel faaliyet alanına yönelik bu müdahalelerin hangi hukuki gerekçeyle yapıldığı kamuoyuna açıklanmalıdır.

Tente bahanesiyle yolun kapatılması, balıkçının yakıt ve temel ihtiyaçlara erişiminin zorlaştırılması ve alternatif olarak yüksek eğimli ve kullanımı güç bir yaya güzergâhına yönlendirilmesi kabul edilemez bir uygulamadır.



Darıca Belediyesi’ne açık çağrımızdır:

Bu uygulamalara derhal son verilmeli, kooperatifin erişim hakkı yeniden tesis edilmeli ve balıkçılık faaliyetlerini engelleyen tüm idari işlemler ivedilikle kaldırılmalıdır.

Darıca balıkçısı ve Su Ürünleri Kooperatifi sahipsiz değildir.

Kamu yararı gerekçesiyle yapılan hiçbir uygulama, küçük ölçekli balıkçının emeğini ve geçim hakkını ortadan kaldıracak şekilde kullanılamaz.

17 Mayıs 2026 Pazar

Hassas habitatları koruma ve adalar Gırgır avına kapalı saha üzerine!

 


İstanbul Gırgır avcıları ara tebliğ döneminin yaklaşması ile birlikte yeniden hareketlendi. Ana başlıkları ise Gırgır avcılığına kapalı alanın tekrar avcılığa açılması. Başka talepleri de var. İstavrit balığı avlanma boyunun 11 santime düşürülmesi bunlardan birisi. Yayın organlarının bu sayısı ile birlikte merkezi ve siyasal ilişkileri üzerindeki lobi faaliyetlerini açık bir kampanyaya dönüştürdüler.




İstanbul Gırgır avcılarının açılmasını istediği alan


Kampanyayı iki slogan üzerine oturtmuşlar;

  • Bu yasak bir işe yaramıyor.

  • Bize yasaksa herkese yasak olsun.

İki sloganda gerçeği yansıtmıyor ve samimiyetsiz. Yasağın işe yarayıp yaramadığını adalar çevresindeki dip hayatının iyileşip iyileşmediğine bakarak anlayabiliriz. Ama arkadaşlar temel av hedefleri olan pelajik balıklar üzerinden baktıkları için rahatlıkla gerçek olmayan iddialarda bulunuyorlar. Bu yazıda sahadaki dip balıklarının artışına ve tür çoğalmasına dair bilgiler ve görseller bulacaksınız. Yazının sonunda ise gelmekte olan esas felaketin habercilerini ve söz konusunu alanın neden büyümesinin gerektiğini anlatacağım.


Bize yasaksa olta dahil herkese yasak olsun taleplerine gelince;

Kendilerini düşürdükleri acınası durumun farkında bile değiller. Sadece yasağı savunan (küçük balıkçı ve amatör) balıkçılara aba altından sopa gösteriyorlar. Kendileri de biliyor ki bir gecede tuttukları balık miktarını (mesela 10 ton Sardalye) yasak talep ettikleri balıkçı kitlesinin tamamı sezon boyunca avlayamaz. Bunu bile bile bu talebi yayın organlarında ve sosyal medyada kullandıkları posterlerde manşet yapabiliyorlar. Yazık demekten başka bir şey gelmiyor elimden.


Yasağı neden savunuyor?

Bu savunun tek sebebi yok. Sırasıyla anlatmaya çalışacağım.

Birincisi; dibe temas eden ve sürüklenen av araçlarının deniz tabanında yaptığı tahribattır. Son yıllarda resmi otorite tarafından yürütülen deniz tabanında kalmış ağların temizlenmesi faaliyetlerinin sonuçlarına baktığımızda bu av araçlarının Gırgır ve Trol olduğunu görüyoruz. Denizden çıkarılan ağ kalıntılarının da %90'daazlasının bu av araçlarına ait olduğunu yayınlanan istatistiklerden biliyoruz. Bu durumun sebebi ülkemiz balıkçılarının dünya balıkçılığına yaptığı şalvarlı ağ modeli katkısıdır(!) İşin açıkçası ülkemizde kullanılan Gırgır ağlarının iki mapa arasının Trol gibi çalıştığıdır. Bir hocamızın dediği gibi artık ismini değiştirip GROL dememiz gerekmektedir.


İkincisi; adalar sahanlığının dip yapısının özgünlüğüdür. Paylattığım haritalara da görebileceğiniz gibi ada eteklerinden derinlere doğru uzanan resif alanları, sert kayalık dip yapısı ve bu yapı nedeni ile deniz yaşamının son derece canlı alanlar olmasıdır. Ve bu alanlar sadece balıkların yaşam alanı değildir. Bu yapılar, balıklar, omurgasızlar, yosunlar ve diğer organizmalar için barınma, beslenme ve üreme alanı sağlar. Yukarıda tarif ettiğimiz Gırgır av aracı bu alanların gerçek bir tahrip edicisidir.


Üçüncüsü; Büyükada'da kurşun burnu ve pınar burnu kıyısının doğalgaz boru hattı arasında kalan sahası, Heybeliada hasta hane altı diye tabir ettiğimiz sahasının açıkları ve Burgaz adası kalpazan kaya burnundan kınalı ada plajı açığına kadar uzanan saha (kısmen marta koyu dahil) küçük pelajiklerin neredeyse taşlara kadar sokularak kışı geçirmeye çalıştığı sahalardır. Yazının sonuna bu sahalarda sounder görüntüleri ekleyeceğim.



Resifler



Yasak alanın büyütülmesini neden ve nereye kadar istiyoruz?

Mavi alan mevcut sahayı kırmızı çizgi ile çevrilen alan büyütülme talebimizi gösteriyor



Bu yazının bizim açımızdan en önemli kısmı burasıdır. Bu konuda iki nedenimiz var.

Bunlardan birincisi mevcut sınırların (belki de Marmara'nın en değerli) resiflerini kısmen veya tamamen kapsam dışında bırakmasıdır. Bu alanlar; yasak alanın dışında kalan Sedef adasının doğusunda kıyıdan başlayıp açığa doğru uzanan kayalık alan ve büyük adanın arkasında kıyıdan başlayıp doğal gaz boru hattını bile bir miktar aşan kayalık alan. birincisi tamamen alanın dışındadır ikincisi ise resifin bir bölümünü dışarıda bırakmaktadır. Yazının sonunda bu alanda tutulan avların fotoğraflarını göreceksiniz.

Bizler alanın büyütülmesini basit ve çirkin bir husumetten dolayı savunmuyoruz koruma ve büyütmeyi. Yukarıda anlattığım gibi gerçek sebeplere sahibiz.


Ve bu konudaki en kritik tartışmaya geldik.

Son 2 senedir iklim değişikliğinin en can yakıcı sonuçları ile karşı karşıyayız. Akdeniz tropikleşirken Marmara giderek Kuzey Ege iklimine sahip olmaya başladı. Bunun başlıca sebebi deniz suyu sıcaklıklarındaki artış ve Karadeniz'in aldığı yağış miktarının azalmasıdır. Bu gelişmelere bağlı olarak da Marmara'nın yüzey tuzluluğu artmaya başlamış küçük pelajiklerin besin kaynağı olan başta planktonlar olmak üzere başlıca besin tuzları azalmaktadır. İstavrit balığının 2 senedir büyümemesinin muhtemel nedeni budur diye düşünüyorum. Bu durumun doğal sonucu ise Kuzey Ege'de Karadeniz suyunun azalması oldu. Bir kaç yıl Marmara'ya çıkan Uskumru ve Kolyozun ve yine bu türlerin peşine takılarak gelen Orkinosların da açıklaması bu olsa gerek. Bilimsel konularda ukalalık etmemek gerekir ve bunun farkındayım. Ama öte yandan bahsettiğim gelişmeler ve gözlemler de tek bana ait değildir.



Birkaç senedir Kuzey Marmara'da Fangri, Sinarit, Ahtapot, Kalamar avlıyoruz. Ve sonunda bu ay Orfoz balığı ile selamlaşmak mümkün oldu. Tüm bu türlerin av fotoğraflarını yazının sonuna ekliyorum. Unutmadan söyleyeyim Orfoz denize iade edilmiştir. Arkadaş yaşadıkları heyecanın etkisi ile salma anını fotoğraflayamadılar.


İşte tam bu nokta da soracağımız can yakıcı soru sudur. Ülkemizde kullanılan hali ile bu kayalık alanlarda Gırgır avcılığına izin verirsek bu türler buralarda tutunabilir mi?


Daha fazla kar için bu kıymetli habitatı yok etmeye değer mi?

Bizleri tehdit etmeyi bırakın.

Yapmanız gereken bizimle birlikte adalara sahip çıkmaktır.


Bizi daha fazla zorlamayın.


Yazıda bahsettiğim görseller




















10 Mayıs 2026 Pazar

İstanbul adaları ve şantaj.



Şantaj, adaletsizlik, açgözlülük, merhametsizlik ve dürüstlük eksikliği gibi kötü huyları yansıtır.                                                                                                                 Aristoteles


Spekülasyonlar ve gerçekler.

Balıkçılıkta zor günler yaşamamıza rağmen içinde bulunduğumuz durumu tartışmak yerine yerine anlamsız bir tartışmanın içine çekildik. Bu tartışmayı sürdürmemek konusunda ne kadar kararlı olsakta bir yerde mecbur kalıyor tartışmanın tarafı olmaya devam ediyoruz.

Bakanlık tarafından hazırlanan taslağı fırsat bilen ve bunu bir şantaj konusu yapan yapılarda sahneye çıkmaya başladı. Dem-bir bu sayısında iki konuyu manşet yapmış. Henüz gazeteyi görmedim ama kapak gayet açık. Kelimenin gerçek anlamı ile şantaj amaçlanmış. Bu şantaja muhatap olanlar ne der ne yapar bilemem. Onlarla organik bir bağım yok ve bu tamamen onları ilgilendirir.

Benim konu ile ilgili yazma amacım arkeolojik bir kazı yaparak bu şantajın arka planını teşhir etmek. 

2011-2012 balıkçılık sezonu ülkede bir ilkin yaşandığı yıl olmuştur. Her sezon sonu bir kaç dilekçe ile gırgır av sezonunun uzatılması itiraz eden küçük ölçekli balıkçılar ve gerçek amatör balıkçıların desteği de alarak sahneye çıkmış ve sezon uzatma engellendiği gibi bir daha da gündeme gelmemiştir. 

İşte bu mücadelenin kazanılması ile birlikte ülkede hem balıkçılık tartışmalarının içeriği hem de kapsamı değişmeye başlamış küçük balıkçı aşırı avcılık, haksız rekabet, büyük ölçekli av araçlarının canlı doğal kaynakları tahrip edici kullanımı dahil her türden konuyu tartışmaya ve talepler üretmeye başlamıştır. Ve doğal olarak kooperatifler (özellikle İstanbul) sahnede ön plana çıkmış ve etkin rol oynamıştır. 

İşte küçük balıkçı kooperatiflerine karşı var olan bu tepki ve nefret bu mücadele ile ortaya çıkmıştır.

O günlerden zamanımıza kadar geçen yıllarda kooperatiflerin zayıflaması, balıkçılık hakkında konuşmaması ve balıkçılık toplantılarına katılmamaları için ellerinden ne geliyorsa yaptılar.

İktidarın muhafazakar yanını hedef alıp "barınaklarda içki içmekten başka bir iş yapılmıyor" diye tezvirat yaptılar.

Küçük balıkçı için siz balıkçı değilsiniz dediler.

Hakaret ettiler.

Tehdit ettiler.

Hiç bir zaman meselenin aslını kaynakların durumunu Gırgır avcılığın kaynaklar üzerindeki etkilerini konuşmadılar ve konuşulmamasını istediler.

Balıkçılığa dair her tartışma her soru her araştırma rahatsız etti bu arkadaşları.

İşte bu anlayış rahmetli Mehmet Özdinar'ın ölümüne sebep oldu.

Bu sezon hangi türden ne kadar avladın gibi sıradan bir soru bile şiddetli bir öfkeye sebep oluyordu.

Bu konuda geçmişe dair anlatacak çok şey var şimdilik bu kadarı yeter.

Aynı gruplar kullandıkları yöntemin işe yaramadığı görünce üslup ve hedefleri değiştirmeye başladılar.

Mesela küçük balıkçının varlığı kabul ettiler.

Ama kooperatifleri hedeflerinde tutmaya devam ettiler. 

Kooperatiflerin eksiklikleri, usulsüzlüklerini hatta bir kısmının yolsuzluklarını unutmadan söylüyorum. o günlerden bu yana amaçları ve hedefleri hiç değişmedi.

Küçük balıkçıyı balıkçılık toplantılarından ve tartışmalarından uzak tutmak ve bunu yapabilmek içinde kooperatifleri mali olarak zayıflatmak.

Aşırı yıpranmış küçük balıkçılık ekonomisinin kooperatifleri ayakta tutmaya yetmeyeceğini iyi biliyorlardı.

Yaklaşık 10 senedir barınakların kooperatiflere verilmemesi için sistemli lobi yaptılar.

Kendi bahçelerindeki lağımı görmek yerine komşunun bahçesindeki çöpü işaret ettiler.

Ve eski bir gündem ve yöntemle tekrar sahne alıyorlar.

Bu sefer bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyorlar.

Adalar konusunda susmazsanız biz de sizi barınaklar konusunda rahat bırakmayız demeye çalışıyorlar. 

AMA BİR ÜÇÜNCÜ TARAFIN VARLIĞINI HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ YİNE UNUTMUŞLAR.

Bir üçüncü taraf var. Barınak işletmeciliği ıslah edilsin talebine sahipler ve Adalar denizinin mevcut sınırları ile yetinmiyorlar. Ve mücadeleye de kararlılar.

Son olarak söyleyeceğim tek bir şey var.

Talepleri meşru olanlar gayrı ahlaki yöntemleri kullanarak mücadele etmezler.

Elle gelen düğün bayram.


7 Mayıs 2026 Perşembe

Ya bir yol bulacağız yada dağı deleceğiz.

 



 Örgütlü KÖB (küçük ölçekli balıkçı), balıkçıların yönetime doğrudan katılmasını sağlar. Devlet tek başına yönetemez; yerel bilgi (geleneksel ekolojik bilgi), balık stokları, üreme alanları ve mevsimsel değişiklikler konusunda vazgeçilmezdir.

 

FAO’nun Küçük Ölçekli Balıkçılık Gönüllü Kılavuz İlkeleri (SSF Guidelines) de bunu vurgular: Balıkçılar yönetimde yer alırsa kurallar daha adil, uygulanabilir ve kabul gören olur.

 

Fao.org

Onlarca sorunumuz var.

Çoğu can yakıcı çoğu acil çözüm bekliyor. Küçük balıkçı refahını artırmanın değil karnını doyurmanın peşinde bu günler de. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krizin sektör üzerindeki yarattığı olumsuz baskı, yetiştiricilik ve ithalat karşısında yaşadığı haksız rekabet (üstelik tüketiciye de gıdaya adil erişim konusunda haksızlık yapılıyor) kaynakların sürekli azalması ve ekosistem de yaşanan olumsuz değişimler vb.

Yazının giriş bölümünde içinde olduğumuz durumu ve buna bağlı olarak çözüm aramamız gereken asli sorunları hatırlatmak için yazdım bunları. Ve bu yazının amacı (en azından şimdilik değil) bütün bu can yakıcı sorunları tartışmak yerine önümüze gelen zamansız ve hem balıkçılık yönetimi açısından tehdit içeren hem de içinde balıkçı örgütlerinin tasfiyesine sebep olacak olan bir kanun taslağıdır.

Son cümlede altını çizdiğim iki konu bu yazının temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu taslak yasallaşırsa içinde bulunduğumuz koşullarda kooperatifler tasfiye olur ve kaçınılmaz olarak balıkçılık yönetimi sahadaki en büyük paydaşını kaybetmiş olur.

Benim görevim ille de merkezi balıkçılık yönetimini ikna etmek değil. Hem balıkçı arkadaşlarıma hem de balıkçılık yönetimine bu taslakla birlikte gelmekte olan tehlikeyi işaret etmektir.

Söz konusu taslak resmi olarak açıklanmadığı için burada paylaşmayacağım. Ama balıkçı barınaklarının kiralanması ve işletilmesi konusunda temel yaklaşıumı söyleyebilirim.

Söz konusu kanun tasarısı ile yeni bir bürokratik yapı inşa ediliyor. Bir barınaklar merkez kurulu ve barınaklarda da barınak şefliği. Tüm barınak gelirleri merkez kurula ait bir hesapta toplanıyor. Bu gelirlerin %30’u (40’a kadar arttırılabilir) bu yeni kurumda çalışacak özel ve kamu personeline ücret olarak ayrılıyor, net karın %2’si birlik ve üst birliklere veriliyor kalanı da barınakların bakım ve onarımında kullanılıyor.

Kimin bu gelirlerden ne kadar pay alacağı yazılmış ama kiralayan kooperatifin ne pay alacağı yazılmamış. Mesela ücretlerin üst sınırı bile belirlenmiş. Zaten maaş almakta olan bir kamu personeli asgari ücretin 5 katına kadar ücret alabilecek.

Durumu açıklayabileceğim en kibar kelime “tuhaf” bir tasarı olacaktır.

Bir iş yeri kiraladığınızı düşünün. Mal sahibi önünüze bir kontrat koyuyor;

Ben senin iş yerinin tepesine CEO iş yerine müdür atacağım, gelirin %30-40’nı ücret olarak ayıracağım, %2’sini esnaf odasına ödeyeceğim ve kalanını da iş yerinin bakım ve onarımın da kullanacağım diyor. İş yerinin yarın öbür gün bir cezai durumla karşı karşıya kalması durumunda da cezaların sahibi kiralayan oluyor. Bu durumu gerçekten ifade edebilecek en kibar kelime tuhaftan başka bir şey değildir.

 

Bu tuhaf taslak hakkında daha fazla spekülasyon yapmadan bahsettiğim tehlike üzerine birkaç kelime edelim.  

Süslü laflara gerek kalmadan direkt söyleyeyim. Bu taslak yasalaştığında ve bunun sonucunda kooperatiflerin bağlama gelirlerinden elde ettikleri gelir kesildiğinde örgütsel yapı çökecek zaten yetersiz olan balıkçı örgütlenmesi tamamen dağılacaktır. Aşağıdaki sorulara evet diyebilorsak başka bir zemin de tartışmak mümkün olur demediğimiz sürece tartışmanın  zemini de çerçevesi de sadece "adalet" ile sınırlıdır. 

Küçük balıkçının avlandığı meralar kıyı ekosisteminin en hassas en kırılgan alanlarıdır. Bu alanları endüstriyel avcılığın tahrip edici etkisine yeterince kapadık mı hayır.

Küçük ölçekli balıkçı örgütlerini pazarlama sorunları karşısında destekledik mi hayır.

Küçük ölçekli balıkçıyı ithalatın ezici etkilerine karşı koruduk mu hayır.

Marmara’da trol avcılığını etkili bir şekilde azalttık ama son yıllarda sahaya çıkan ve giderek büyüyen küçük ölçekli yasa dışı avcılık (her ilçede sayıları yasal balıkçıların en az iki katı ve doğrudan restoranlara satış yapıyorlar) karşısında önlem alıp koruduk mu hayır.

Oluşturduğumuz politikalar aldığımız kararlar küçük ölçekli balıkçıları (refah artışından vazgeçtim) ekonomik olarak koruyor mu hayır.

İçinde bulunduğu koşullarda küçük balıkçı örgütlerini finanse edebilir mi hayır.

Bu karar yasalaşırsa bu örgütlerin %90’ı kapanır mı evet!

 

Yazının başında FAO’dan bir alıntı var tekrarlayayım. “

 

“Örgütlü KÖB (küçük ölçekli balıkçı), balıkçıların yönetime doğrudan katılmasını sağlar. Devlet tek başına yönetemez; yerel bilgi (geleneksel ekolojik bilgi), balık stokları, üreme alanları ve mevsimsel değişiklikler konusunda vazgeçilmezdir”  yani bu taslak yasalaşırsa tek darbeyi küçük balıkçı almaz balıkçılık yönetimi de büyük bir darbe alır. Son 15 yıldır kaynakların korunması yönünde aldığınız her kararı sahada destekleyen, pahalı araştırmalar yaparak elde edilebilecek birçok güncel bilgiyi yönetime taşıyan ve sürdürülebilir balıkçılık politikalarından gerçek çıkarı olan tek balıkçı gurubunu balıkçılarımızın yaklaşık %90’ını kaybederek büyük bir yara alırız.

 

Taslağa itiraz noktam tam da burasıdır. Usulsüzlükleri ve hatta yolsuzlukları birçok balıkçılık yöneticisinden daha fazla biliyorum. Çok iddialı bir laf edeyim. Usulsüzlük ve yolsuzluklar konusunda birçok yöneticiden daha fazla daha sert bir tepki gösteriyorum. Ama bu sorunların sebeplerini de biliyorum çözüm yollarını da. Eminim birçok arkadaş birçok balıkçılık yöneticisi de biliyordur.

Kaynakların %90’ını sömüren büyük balıkçıların örgütlerine Orkinos kotasından ciddi bir pay ayıran yönetim “günümüzde kooperatiflerin neredeyse tek gelir kaynağı olan bağlama ücretlerine” el koyması kabul edilebilir bir şey değildir.

Bu taslağı meclise yollamayın demiyorum. Bu taslakta sonuna kadar savunacağımız başka maddeler de var. Bu nedenle gelin bu taslağı çirkin yanlarından arındıralım ve kooperatifleri mali çaresizliğe itmeyecek şekilde düzeltelim.

 

Bu sefer sürçü lisan ettiysek af ola demeyeceğim.

Dost acı söyler.

  


2 Mayıs 2026 Cumartesi

Adalar bölgesi için acil eylem çağrısı

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması konusunda onca kelam neredeyse yönetiminden akademisyenine sivil toplum örgütlerinden balıkçı örgütlerine kadar kelam etmeyen yok gibi. Lakin bu konuda "kalıcı ve gerçekçi" adımlar atılamıyor. Sanki önümüzde çözülmesi çok zor bir astrofizik problemi var ve biz bunu çözecek bilgi ve yeteneğe sahip değilmişiz gibi bir görüntü ile karşı karşıyayız. 

Gerçekten böylemi?

Gerçekten bu problemi çözecek bilgi ve beceriye sahip değil miyiz?

Bu tartışmaları takip eden tüm taraflar bilir ki aslında ne önümüzde çözümü zor bir problem var karşımızda ne de yönetiminden akademisyenine kadar tartışmaların da çözümün de tarafı olanlar bilgisiz ve yeteneksiz kadrolardan oluşuyor. Bu konuda ki en büyük sorunumuz atılması gereken adımlarda cesaret eksikliği ve küçük ölçekli geleneksel balıkçıların son yıllarda içine düştüğü atalettir.

Aya kalkmak ve mücadele etmek zorundayız. Kırmadan dökmeden onca yıldır sergilediğimiz yapıcı tutumu terk etmeden ama hiç olmadığımız kadar kararlılıkla mücadele etmek.

Daha önce yaptık ve başardık. Yine yapar yine başarırız. 

İhyiyacımız olan tek şey kararlı bir mücadele sergilemektir.

Artık başlamamız gerek ve başlıyoruz.

Başlayacağımız yer ise İstanbul adalarıdır.

Neden Adalar neden hemen şimdi?

Ülkemizde balıkçılık tartışmaları yapıldığında söz konusu edilen türler genellikle Hamsi, İstavrit, Sardalye, Palamut ve Lüfer gibi türler oluyor. Bildiğimiz göçmen balıklar e hatta içlerinden bir kaç tür sınır ötesi göç yapıyor. Ve yine bu türlerin büyük ölçekli avcıların üzerine en çok konuştuğu türlerdir. Nedeni ise bu türlerin endüstriyel avcı filosunun hedef türleri olmasıdır. Ve ne yazık ki bu avcılık esnasında ekosisteme verdikleri zarar kimsenin de umurunda değildir. Korkunç şekilde büyümüş bir filo var ve bu filonun doyması artık mümkün değil.

Bu ülke sucul ekosistemi onun en hassas en kırılgan yaşam alanları olan dip yapısınıu koruyamadığı için milyonlarca dolar vererek yurt dışından alıyor. Mercan, Barbun, Sinarit, Karides, Kalamar, dil ve Kalkan ilk aklıma gelenler.

Yetiştiricilik ile öğünüyoruz ama koruyamadığımız bu nedenle kaybedip yurt dışından aldıklarımız için yerinmiyoruz.

İşte küçük ölçekli geleneksel balıkçılığı korumanın başlayacağı yer burasıdır. Geçekten samimi isek işe kıyı ekosistimini ve deniz tabanını tahrip eden avcılığı engelleyerek başlamalıyız.

Bu konuda bizi kaygılandıran ve acil harekete geçmeye zorlayan bir başka husus ise Akdeniz tropikleştikçe bir çok türün artan bir hızla Marmara'ya çıkmasıdır. Çok uzun yıllardır görülmeyen türler görülmeye ve avlanmaya başlamıştır. Birilerinin adalar yasağı hiç bir işe yaramadı söylemine rağmen artık adalar denizinde İstakoz, Kalamar, Fangri, Sinarit ve Ahtapot avlanmaya başlamıştır. Yazının sonunda bu bölgede avlanmış bu türlerin fotoğraflarını bulacaksınız. Ve bir karar vereceksiniz. Isınan Akdeniz'den kaçarak Marmara'ya sığınan bu türleri koruyacak mıyız yoksa kaderlerine terk mi edeceğiz.

O kaderi balıkçılığı bilen her bilir ki "ortalama 5-6 tonluk kurşun yakalarından" yaşam alanlarını korumaya bu alanlarda yaşayan canlıların gücü yetmez.

O nedenle bu konuda karar verecek ve uygulayacak Tarım Bakanlığıdır.

İşte bu nedenle son dönemlerde Adalarda gırgır  yasağı kalksın diye lobi yapanların aksine bizler bu alanın gerçekten etkili olacak şekilde büyütülmesini talep ediyoruz.


Not: Bu yazı sadece bir başlangıç yazısıdır. Yazının içinden çıkan çok sayıda tartışma başka yazıLarın konularıdır ve yazmaya devam edeceğiz.

Adalar bölgesinde avlanan bazı türler;












11 Mayıs 2023 Perşembe

Bölgesel balıkçılık ve Bölgesel Danışma kurulu yolunda bölgesel balıkçılık platformu inşasının önemi!

 


Her balıkçılı yönetiminin bir merkezi balıkçılık politikası vardır ve kaçınılmaz olarak bu politikanın tek bir hedefi olmalıdır. Bu hedef tüm denizlerde ve iç sularda “Sürdürülebilir Balıkçılık” hedefidir.  Bütün eleştirileri bir kenara bırakarak ben mevcut balıkçılık yönetimimizin bu hedefi sahiplendiğini biliyorum. Lakin ülkemizdeki devasa büyüklükteki balıkçılık sorunları ile başa çıkmak ve temel hedeften sapmadan balıkçılığın yönetilebilmesinin mümkün olmadığını da görüyorum.

2010 yılından bu yana verilen mücadelelerin ve merkez balıkçılık yönetiminin 1 ileri 2 geri yapmasının nedeni kişilerin kararları bu kararların yanlışlığı değil tarihsel ve yapısal bozukluk nedeniyle mevcut yönetimlerde hareketleri engelleyen prangalar haline gelmesidir.

Hareket etmiyor ve yürümüyorsanız ayağınızın bağlı olduğunu fark etmezsiniz. Biz bu prangaları yürümeye başladığımız 2010 yılında fark ettik. Elbette hemen ve ilk adımda değil ama ayaklarımızdaki zincirin kalaması bittiğinde yürüme hızımız yavaşladı ve biz prangaları sürüklemeye çalışan bireyler, örgütler ve kurumlar haline geldik.

O yıllarda başlayan mücadele çok şeyi değiştirdi. Mesela neredeyse tüm toplantılarda balıkçılık sorunu olarak “deniz kirli ve filo küçük” iddiasından başka (neredeyse) bir şey konuşulmazken yükselen mücadele ile birlikte; aşırı avcılık, plansız avcılık, yasa dışı avcılık, başta olmak üzere balıkçılığın içinde bulunduğu durumun sebepleri masaya gelmeye başladı. Ve yine (benim açımdan en önemlisi) küçük ölçekli geleneksel balıkçının varlığı ve korunmasının önemi bu yıllarda ortaya kondu ve ve zor mücadelelerle kabul ettirildi.

Geçmişte bizim balıkçı olmadığımızı amatör olduğumuzu iddia edenler toplantılarda “benim peş botum sizin barınağınızdaki teknelerin tamamını satın alır” diye bağıranlar bu varlığımızı kabul ediyorsa bunun tek sebebi erilen mücadeledir.

Bu dönemi ve nereden nereye (en önemlisi) nasıl geldiğimizi hatırlamak zorundayız. Ancak nasıl başardığımızı hatırlar ve o günlerde elde ettiğimiz tecrübeyi geliştirirsek tekrar kazanabiliriz.

O sürecin en kısa özeti küçük balıkçının birlikte mücadelesi ve  amatör balıkçı forumlarının mücadeleye verdikleri desteğin sayesinde kazandığımızdır.

İlk kazanımın hemen peşine gelen Greenpeace kampanyaları ve Fikir Sahibi Damaklar’ın (evet birçok sorun yaşadık ama bu eylemlerinin önemini azaltmıyor) Lüfer kampanyası tüm ülkenin önüne balıkçılık sorunlarının büyüklüğünü ve önemini koyarak yürüdüğümüz yolun açılmasını sağlamıştı. Sözü açılmışken hakkını yememek adına SAD SÜMDER ve WWF’i de anmamız gerekir. Bu sivil toplum kuruluşları 2012 danışma kurulu öncesinde yayınladığımız deklarasyona imza atarak  mücadele bayrağının daha da yukarı çekilmesini sağlamıştı. Ve isimlerini burada sayamayacağım bir çok akademisyen yayınlanan deklarasyonu imzalamıştı. 

Başlangıçta  sadece fikirlerimiz vardı sonra eylemimiz geldi sonra da paydaşlarımızla birlikte fikirlerimizi bir maddi güce dönüştürdük. 

Bu uzun girişin yani geçmiş hatırlatmasının sebebi bir fikri güç ve eylemin inşası daveti içindir.

 

Bölgesel balıkçılık ve Bölgesel Danışma kurulu yolunda bölgesel balıkçılık platformu inşasının önemi!

10 yılı aşkın bir süredir mücadele eden o toplantı senin bu toplantı benim koşturan arkadaşlar iyi bilir. Biz bu toplantılara bölgemizden 30-40 sorun ile gider ve ancak 3-5 tanesini tartışarak dönerdik. Yine bu toplantılarda elenerek ortaya çıkan sorunların ancak 10-15 tanesi balıkçılık yönetiminin önüne konabilirdi. Yazının başında bahsettiğim “yapısal bozuklukların” en önemlilerinden birisi budur. Bu sorunu aşmanın yolu ise bölgesel balıkçılık yönetimidir. Sorunları lokalize etmemiz ve lokal sorunları lokal çözümlerle aşmamız gerekiyor.

Eğer bu fikri zeminde anlaşabilirsek yapmamız gerek bir “Marmara Balıkçılık Platformu” inşa etmektir. Bu platform, Marmara bölgesi kooperatifleri birliği (bir kooperatif bölge birliğinden bahsetmiyorum) Marmara denizinin gerçek sorumlu amatör balıkçıları ve örgütleri, Marmara denizinde çalışan araştırmacılar ve akademisyenler, öznesi Marmara denizi olan Sivil Toplum Örgütleri (ve grupları) ve Marmara denizi etrafında bulunan il ve ilçelerin belediyelerinden oluşmalıdır.

Kolay ve hemen tamamlanabilecek bir projeden bahsetmiyorum ama altından kalkamayacağımız bir öneride de bulunmuyorum. Biz son 10 senede çok şey öğrendik. Yapmamız ve yapmamamız gereken şeyleri biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki bu ve benzer projelerin motor gücü küçük balıkçılar ve onların örgütleridir. İşte başlayacağımız yer tam da burasıdır.

Seçimler ve kooperatif genel kurullarının tamamlanmasının ardında Marmara denizinin balıkçı örgütleri bir araya gelerek önce kendi platformları için adım atmalı ve hızla “Marmara denizi balıkçı kooperatifleri platformunu” inşa ve ilan etmelidirler. Bu platformun açığa çıkaracağı enerji kelimenin gerçek anlamıyla nükleer enerjinin benzeri olacaktır. İçinde bulunduğumuz anda bagajımızda buluna güvensizlik ve kişisel sorunları bir kenara bırakarak hızla işe koyulmalıyız.

Marmara gözümüzün içine baka baka ölüyor.

Balıkları ölüyor.

Kaçılmaz olarak bizde ölüyoruz.

Bu kader değil ve tüm bu yaşananların sorumlusu da biz küçük balıkçılar değiliz.

Biz değiştirecek olanlarız.

Marmara denizini ve kendini kurtaracak olanlarız.

Balık yoksa balıkçıda yok.

Balıkçı yoksa kooperatifte yok.

Geçmişte birlikte başardık.

Tekrar başarabiliriz.

Rasgele

Kenan

8 Mayıs 2023 Pazartesi

Marmara denizinin küçük ölçekli balıkçılarına açık çağrı!

 


10 yılı aşan bir süredir zaman zaman yükselen zaman zaman geri çekilen bir mücadele ile yol almaya çalıştık. Bu mücadeleler sayesinde küçük balıkçılık ekonomisinin ve kültürünün korunmasının önemini ortaya koyduk. Eğrisi ile doğrusu ile hep birlikte bir tarih yazdık. Belki bir gün birileri bu tarihi yazar ama inanın o tarih yazıldığında en bahsedilecek olan İstanbul’un küçük balıkçıları olacaktır. Belki bir gün yola ilk çıkanlar (her türlü subjektif sorunu bir kenara koyarak) bir araya gelir nasıl başladığımızı, ne zorluklarla yürüdüğümüzü ve yaptıklarımızı/yapamadıklarımızı konuşuruz.

Bu yazının amacı ne tarih anlatmak nede geçmişe güzelleme yapmak değil. Amacın içinde bulunduğumuz durumu ve yapmamız gerekenleri konuşabilmek için “dünü” hatırlamak ve hatırlatmaktır.

2010-2011 yılında başlayan ve ertesi sene hızla yükselen mücadele İstanbul’un küçük ölçekli balıkçıları ve kooperatiflerinin önüne devasa büyüklükte görevler koymuştu. Biz kervan yolda düzülür diyerek hiçbir örgütsel hazırlık yapmadan başlamıştık faaliyete. Sadece İstanbul ve Marmara denizinin balıkçıları için değil ülkenin tüm küçük ölçekli balıkçıları adına mücadele ettik.

Bir duruşumuz vardı ve bu duruşu kısa sayılabilecek bir sürede görmek zorunda kaldılar. Fikri hattımızı 3 temel talep üzerinden inşa etmeye çalıştık.

Canlı sucul kaynakların korunması.

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması.

Canlı sucul kaynakların hakça paylaşımı.

İşte bu 3 talep hem mevcut durumun somut tarifi hem de yürümemiz gereken yolun en basit haritası idi.

Ve yüne İstanbul balıkçısının çektiği mücadele sayesinde küçük balıkçının adı ilk defa kitaba girdi.

Bu mücadele sayesinde (maddi boyutu mütevazi olsa da) küçük balıkçı desteklenme kapsamına alındı.

Bu mücadele sayesinde birçok belediye küçük balıkçıya malzeme desteği sağlıyor.

Bu mücadele sayesinde küçük balıkçı masada yer buldu kendine.

Ama bu hikayedeki en önemli unsur birilerinin bizim adımıza bütün bu gelişmeleri sağlaması değil bizim birlikte mücadele ederek başarmamızdı.

Unutmamamız ve hatırlamamız gerek tek şey budur.

Birlikte olur ve birlikte mücadele edersek kazanabiliriz.

 

Gelelim yazının esas amacına.

Bütün ülkenin seçim sathi mahalline girdiğini ve balıkçının bile ilgisinin seçimlerde olduğunu biliyorum. Ve yine gözden kaçan bir şeyi de biliyorum. Neredeyse hiçbir partinin ne canlı sucul kaynakların korunması ne de küçük ölçekli balıkçılığın korunması konusunda hiçbir projesi ve vaadi yok. Yasama yılının tam sonunda kurulan meclis komisyonun akıbeti ise meçhul.

Ve yine başta İstanbul olmak üzere birçok kooperatifimizin genel kurulları ya yapılıyor ya da yapılmak üzere. Bu genel kurullar öncesinde başta İstanbul olmak üzere Marmara denizi çevresinde balıkçılık yapan arkadaşlarımıza ve kooperatiflerimize bir çağrı yapmak ve gerek kooperatif genel kurullarında gerekse de barınaklarımızda yeni bir yol haritasını tartışmaya açmak istiyorum.

Bu sene genel kurullarımızı yaparken gündemi mali veya idari sorunlarla sınırlı tutmayalım. Bu genel kurullarımızın gündemlerinin başına başta İstanbul olmak üzere Marmara denizinin ve küçük balıkçılarının sorunlarını olası çözüm ve mücadele yollarını koyalım. Kooperatif yönetimlerini bu görevleri önemseyen ve harcayacak enerjisi olan arkadaşlardan oluşturalım.

Unutmayalım ki;

Balık yoksa balıkçı da olmayacak ve balıkçı yoksa kooperatifler de olmayacak.

Rasgele ...

Not: Marmara denizi ve küçük ölçekli balıkçılığı için mücadelesi konusunda bir yazı daha yazdım. Düşüncelerimi 3-4 gün içinde paylaşacağım.