Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nasıl Bir Balık Hali Olmalı?

Nasıl Bir Balık Hali Olmalı? Balık hallerinin nasıl olması gerektiği konusunu yine başta eğitim, fiziki konum, yönetmelik, uzman personel, çalışma şekli, örnek üzerinden müzayede, internet kullanımı ve internet üzerinden satış, sağlık ve temizlik, istatistikler başlıkları altında değerlendirmek mümkün görülmektedir. Eğitim Balık hallerinde alıcı ve satıcı esnaf (komisyoncu), müstahsil, hal içi taşıyıcı, nakliyeci, kaşarcı, temizlik ve güvenlik elemanları ile belediye çalışanları bulunmak zorundadır. Hal içerisinde dolaşımı sağlayan bu görevlilerin gıda ve insan sağlığı, çevre temizliği ve hijyen konularında hizmet içi eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir. Eğitim sonrası uyulması gereken kurallara uymayanlara yaptırım, tekrarı halinde balık satmasına, almasına, taşımasına kısacası su ürünü ile temasına müsaade edilmemelidir. Halin Altyapısı - Fiziki Konumu Balık halleri denizden bağımsız düşünülemeyeceğinden tercihen deniz kenarında kurulmalıdır. Kıyıdan uzaktaki bir hal birçok problem...

Balık Halleri

Balık halleri, su ürünlerinin açık artırma ile toptan satışının, muhafazasının, kalite, hijyen ve sağlık kontrolünün ve dağıtımının yapıldığı toptan satış yerleridir. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, balık hallerinin belediyelerin yanı sıra, gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulmasına imkan sağlamaktadır. Ancak ülkemizde, toptan satışların gerçekleştirildiği işlem hacmi yüksek su ürünleri hallerinin tamamı Belediyeler tarafından kurulmuş ve işletilmektedir. Bu da Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunlarında, belediyelerin toptancı halleri tesis ve idare görevlerinin bulunması ve hal kurmak isteyenlerin belediyelerden izin alması gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. Buna bağlı olarak, gerçek ve tüzel kişiler yeni hallerin kurulmasında yeterince etkin olamamaktadırlar. Su ürünlerinin pazarlanması ve korunması için önemli işlevi olan su ürünler halleri henüz ülke çapında yeterli sayıda bulunmamaktadır. Ülkemizde, işlem hacmi yüksek başlıca 10 adet su ürünleri hali bulunmaktadır...

Karadeniz Herkesindir

  Karadeniz Herkesindir     Evden, görünen denize baktığında, çok uzaklara kadar uzanan deniz önümde seriliydi. Rüzgar ve dalga olmadığından oldukça sakindi. Büyük balıkçı teknelerinin hepsi denizin üzerindeydi. Görüldüğü kadarıyla yirmi-yirmibeş tekne balık avlıyordu.     Balıkçi teknelerinin kimileri ağlarını sarmıştı. Kimileride balık kovalıyordu. Avlanan balıkları limanlara taşıyanlarda onların peşinden gidiyorlardı. Denizin üzerinde bir karış boş yer bırakmamışlardı. Bütün tekneler biz, küçük balıkçıların balık avladığı sularda toplanmış avlanıyorlardı.      Gerçektende   orada olan büyük balıkçılar, onlarla çalışanlar avlanacakları balıkların kazançlarıyla evlerine yiyecek götüremek için çalışıyorlardı. Sanırım, kazançlarıyla kimileri çocuklarını okutacak, kimileri hastalarının bakımını sağlayacak, kimileride yapmış oldukları borçlanmaları ödemek için uğraşıyordu. Herkes yaşam için gerekli olanları yapmaya çalışıyorlard...

LÜFERLER AMERİKA’DAN

Önce Uskumru, sonra mezgit, barbunya, kalkan, lagos derken şimdi de taze Lüfer ithal ettik. 2010-2011 av sezonunun bittiği gün (15 Nisan) İstanbul Balık Halinde yapılan mezatta 400 – 600 gr. ağırlığa sahip ortalama 30 cm boylarında taze lüfer balığı satışının yapıldığı görülmüştür. Renk ve boy olarak her ne kadar ülkemizde avlanan lüfer balığına benzese de bu lüferlerin Kuzey Amerika’dan ithal edildiğini öğrendik. Balığı ithal eden ve satışını yapan firma yetkilileri piyasanın talebi doğrultusunda ithalatın devam edeceğini söylediler. İthal edilen lüferlerin tanesinin mezatta ortalama 15 – 18 TL arasında satıldığı görülmüştür. KAYNAK http://www.suurunleri.org.tr/

Sucul kaynakların hakça paylaşımı.

Sucul kaynakların hakça paylaşımı. "Balıkçılık her ne kadar tarım sektörü içinde konumlanmış olursa olsun onu tarımdan ayıran en temel faktör kaynakların yenilenmesi ve gelişimi doğrultusunda insan emeğinin herhangi bir katkısı olmayışıdır. Değişik ülkelerde tohumlama ve yavru salma gibi çalışmalar olmasına rağmen bunlar henüz deneme aşamasında yapılan faaliyetlerdir. Bu nedenle de sürdürülebilir balıkçılığa dair tartıştığımız her şey, esas olarak “nerede, ne zaman, nasıl, neyle ve ne kadar avlarsak stoklar varlığını sürdürebilir” tartışmasıdır. Tüm dünyada stoklar tahrip olmuştur ve hala hızlı bir biçimde tahribat devam etmektedir. Önlem almaz isek en değerli ticari stoklar yok olacak ve ekolojik sistemin en önemli parçası olan denizlerin yapısı ve fonksiyonu da değişecektir." Türk balıkçılığının bu gün içinde bulunduğu durum bu tartışmayı bir başka tartışma ile birlikte yapmayı zorunlu kılıyor. Bu tartışma sucul kaynakların paylaşımında adaletin nasıl sağlanabileceği...

2011 Danışma Kurulu öncesinde sürdürülebilir balıkçılık için önümüzdeki görevler.

Her yıl av sezonun sonu ile birlikte başlayan mücadelenin yorgunluğu ve görece başarılarımız doğal olarak bir rahatlama ve rehavet duygusunu da beraberinde getiriyor. Hazirandaki Danışma Kurulu toplantısana çok az bir süre kalmış olması nedeni ile bu rehavetten hızla çıkmalı ve bu kısa süreyiyi en verimli bir şekilde kullanmalıyız. Son 2 yıldır ivme kazanan balıkçılık mücadelesi genel olarak mevcut durumu koruma ve tabliğlere sahip çıkma etrafında sürdü. Bütün bu kampanyalar ve tartışmalarımız, daha fazla av zamanı ve daha fazla av alanı taleplerine karşı bir savunma   savaşı şeklinde gelişti.   El yordamı ile çıktığımız bu yolda stokların iyileştirilmesi için kazanımlar elde edeme sekte, var olanları koruma konusunda kısmi başarılar elde ettik.   Yine de bu 2 yılın en önemli kazanımları sürdürülebilir balıkçılığın yanı sıra sucul kaynakların hakça paylaşımı fikrinin gündemimize girmeye başlaması ve değişik liman ve barınaklarımızdan bu mücadeleye katılan arkadaşlarımız...

SEZON DEĞERLENDİRMESİ

2010-2011 Çevirme ve trol avcılığı av sezonunu da artık gelenekselleşmeye başlayan, av sezonunun uzatılması, uluslararası suyun avcılığa açılması tartışmaları ile kapadık. İdareye geçen sene olduğu gibi bu senede Tebliğ’in arkasında durarak av sezonunun 15 gün uzatılmasını kabul etmedi ve en önemlisi geçen yıl uluslararası su konusunda yapılan hata bu sene tekrarlanmadı. Geçtiğimiz av sezonu genel hatları itibari ile 4 konuda çatışmaların ve mücadelenin yaşandığı bir yıl oldu. Bunlar ; FSD ve onun tam 1 yıl önce başlattığı “İstanbul lüfere hasret kalmasın” kampanyası. Greenpeace tarafından örgütlenen “sizinki kaç santim” kampanyası İstanbul boğazındaki gırgır avcılığı için getirilen saha büyütme kararı. Gelenekselleşmiş   “Sezon uzatılsın” ve “Uluslararası su gırgır avcılığına açılsın” talepleri. FSD’nin kampanyası her ne kadar Çinakop avcılığının durdurulması ve büyük ölçüde tahrip olan Lüfer stoklarımızın kurtarılmasını amaçlasa da, sürdürülebilir balıkçılık mücadelesinde bir bay...

Yine Nisan

Yine Nisan, yine uzatma söylentileri, yine uluslararası sularda endüstriyel balıkçılık talepleri. Her yıl bir aynı karmaşa,   Mart ayının gelişi ile birlikte bir gurup Gırgır avcısı sezon uzasın diye kampanyaya başlıyor. Gırgır avcılarını bu doğrultuda idareyi domine etmeye çalışırken baskı yaratmaya taleplerini kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu faaliyeti yapanlar esas olarak İstanbul boğazında bağlı olan kayıklar. Boğaz kayıklarının tamamını da temsil etmiyorlar. Toplasan 20 gırgır motorunu geçmez bunların sayısı. Güçleri etkinliklere neye dayanır bu işleri nasıl beceriyorlar belli değil. Aynı gurup İstanbul boğazında daha rahat avlanabilmek için boğazlarda av yasağını bir yasal düzeltmeyle genişletmeyi başarmıştı.   Şimdi sezon uzatılsın, Nisan ayının gelişi ile birlikte başladığmız kıraça katliamına devam edelim diyorlar.   Her yıl tekrarlanmaya başlayan bir başka konu ise uluslararası sularda avcılık. Burada karşımıza bir başka gurup çıkıyor. Komisyoncu, orkinos besici...

USKUMRUNUN İNTİHARI

Yine tarihten bir yaprak. Ne yapalım,mevsim başlayana kadar hatıralarla avunacağız. ..... -Hadi,oğlum kalk, dedi babam, ayağıma hafifçe dokunarak, -Hadi kalk, yoksa geç kalacağız. Güneş doğmadan denizde olmamız lazım. Boşanan bir zemberek gibi fırladım yataktan. Kolay mı, akşamdan beri tavşan uykusunda, hep bu anı bekliyorum. Yüzümü ne zaman yıkadım, giyinip çıkmam kaç dakika sürdü, bilmiyorum. Kendimi kapının önünde buldum. Hazırdım.Ben de çiroz tutmaya gidiyordum. 50'li yıllardı,mevsim ilkbahar, Nisan'ın sonu,Mayıs'ın başıydı.İlkokula gidiyordum herhalde. ... Sandala binip dereden cıkmaya başladık.Küçüksu'ya doğru ağır ağır ilerlerken babam, başını küpeşteden uzatmış karanlık suları delercesine dibi gözlüyordu. Bu karanlıkta ne görülürdü ki, hiiç. Ümit işte diyordum,dibe bakıyor,balık görecek de ağı çevireceğiz. Ağ dediğim,babamın kendi yaptığı,kışın Ocak-Şubat'ta, denizde kılçık yokken,derede kefal tuttuğumuz, kolları 15,torbası 3-4 kulaç o...

Son yolculuk

Uzun yıllar oldu, daha iyi bir dünya için yola çıkalı, hepimiz için daha iyi bir dünya. Dalında olmuş kırmızı bir elmaydı hayallerim ve hayalleri bana benzeyenler vardı. Beraberce uzun yıllar uzun yollarda yürüdük. Işığa uçan pervaneler gibiydik. Çok arkadaş kaybettim, kimisi kavgada öldü kimisi hastalıktan. İntihar edenlerde oldu trafik kazasında ölenlerde. Her iyi işimde keşke olsalardı şimdi dedim her yalnışımda utancımdan iyi yoklar diye geçirdim içimden. Yine uzun bir yola yola çıktım ve yalnızım. Bir yandan kendi yalnızlıklarımdan başka birinin yalnızlığına kaçıyorum, öte yandan yolun sonundaki kalabalığın ışığına uçuyorum. Bu muhtemelen kalan hayatımın son yolu ve ben bu sefer yolun sonunu görmeyi umut ediyorum.