Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ömer Malkoç'a cevaben ...

Kısır tartışmaları sevmiyorum. Hele hele sosyal medyada yürütülen ahlak dışı küfürlü kafirli polemiklere bakmıyorum bile. Ama son günlerde Karadeniz’in ünlü ailelerinden yöneltilen sataşmalara bu gün bir mühendis arkadaşımızda katılınca ve üstelik sataşmaya neden olan haber paylaşımı okunmadan hakaret ve tehdit içeren sataşmalar sürdürülünce cevap vermek farz oldu. Ben bana davranıldığı gibi davranmayacağım. Bu arkadaşların trajikomik durumuna dikkat çekecek ve aslında zarar verdiklerinin ben, biz ve bizim gibiler olmadığını zarar verdiklerinin balıkçının kendisi olduğunu göstereceğim. Yazının içinde 3 konu olacak. Sinop toplantısı, Danışma Kurulu toplantısı ve bu gün çıkan haber üzerinden başlayan sataşmaların (iddiaların gerçekliği ) ne kadar mesnetsiz olduğuna cevap vereceğim. Önce sırasıyla olaylar. Burayı çok kısa geçeceğim ama yazının sonunda ne dediğimi “net olarak” anlayacaksınız. Danışma kurulunda balık boyları tartışılırken Barbun ve Tekir balığının avlanm...

Zor bir yazı.

Zor bir yazı bu. Ülkenin yaşadığı büyük acı ve henüz tam olarak bertaraf edilip edilmediği belli olamayan bu büyük tehlike koşullarında yaşıyoruz. Dikkatlerimiz ve düşüncelerimiz bu büyük tehlikeye odaklanmış durumda teyakkuz halindeyiz. Bu nedenle yeni Tebliğin yayınlanmasının gecikmesini fazla önemsemedik ve memleket karışmış büyük tehlikelerle başa çıkmaya çalışılıyor elbet yayınlanır diyerek pek oralı olmadık.  Önemsemedik derken kast ettiğim şu. Tebliğ katıldığımız ve katılmadığımız yanları ile birlikte kaba hatları belli olmuş ve “genel itibari” ile sürdürülebilir avcılık konusunda içine girdiğimiz reform sürecinin devam ettiğini işaret ediyordu. Bu nedenle de bir adım geri iki adım ileri dedik ve sahip çıktık. Gel gör ki bazı odaklar kurt dumanlı havayı sever diyerek günlerdir Ankara kapılarında kah siyasi kadrolar kah BSGM nezdinde yaptıkları girişimlerle danışma kurulunda ilan edilmiş tebliğ konusunda faaliyette bulundular ve hala bulunmaya devam ediyorlar...

Yeni bir sürece doğru

Büyük bir apartmanda yaşıyorsunuz. Bazı komşularınız binanın ortak alanlarını kendi çıkarlarına kullanıyorlar. Bahçeyi tarım arazisine çevirip ekmişler. Çocukların oyun alanları, apartman sakinlerinin altında buluştuğu sohbet ettiği çardak ve hatta garajın bir bölümü 3-5 kişi tarafından haksız hukuksuz işgal ve kullanım altında. Söz konusu olan sadece bu 3-5 kişinin çıkarları ile de sınırlı değil. Kapalı otoparkta birkaç kolon kesip kendilerine apartman ortak alanında ürettikleri mahsulü paketleyecek bir tesis bile yapmışlar. Yani sadece haksız usulsüz kazanç sağlamakla kalmamışlar binanın statik yapısını bozarak bina güvenliğini de içinde yaşayanların can güvenliğini de tehlikeye atmışlar. Bu durumda eğer bu binada yaşıyorsanız ne yaparsınız. Soruyu daha somut ve doğru soralım. Bu binada oturanlar ne yapmalıdırlar. Elbette bu konuda çok sayıda öneride bulunabiliriz. Ben yine de en temel olanları sıralıyayım. İlk yapılması gereken mevcut durumdan çıkarı olmayanların birlik...

Sadece kaşıntıya sebep oluyorsunuz …

Balıkçılık mücadelesi hiç kimsenin tekelinde değildir. Hiçbir hükmi tasarruf ne bireylerin nede kurumların bu mücadeleye katılmasına, fikir üretmesine ve fikirlerini savunmasına engel olamaz. Bu nedenle bu mücadelede taraf olanların hukukunu mücadele içinde var olup olmadıkları ve eğer varsalar nasıl var oldukları belirler. Hiçbir balıkçılık toplantısına katılmayan ve Genel Müdürlüğün yolunu bilmeyenler ne yazık ki mücadelede var olmadıkları için kendince/aklınca mücadele eden taraflar üzerinden bir varlık inşa etmeye çalışmaktadırlar. Daha net bir ifadeyle “mücadele edenlerle” mücadele ediyorlar. Bu beyhude bir çabadır. Bu olsa olsa bir sivrisinek vızıltısıdır. Sadece kaşıntıya sebep olmaktadır. Danışma kurulu ve orada söylediklerim hakkında açıklama yapıp ondan sonra da ortalıkta dönen dedikodu ve karalamalar hakkında açıklama yapacağım. Sahada faaliyet yapanların bildiği üzere 18+18 formülü (tezgahı) etrafında dönen sürtüşmeler ve tartışmalarla girdik danışma kurulu sü...

Cambaza bak!

Bazen tek bir birey bir topluluğu kurtarabilir. Kesin olansa o bireyin ben olmadığımdır. Yangını söndürecek olan sadece içinizden birisidir. Çok eskilerden önce siyaset diline sonra da günlük dile girmiş bir söz vardır. Panayır yerlerine gelen gösteri kumpanyalarını yankesicilik amacıyla cep boşaltma için kullanan kurnazlar soyacakları kişinin dikkatini cambaza yöneltirlermiş. Mağdur telde yürüyen cambazı hayretle izlerken yankesici de işini görürmüş. Belki kimse farkında değildir ama bu yöntem siyasetten ticarete ticaretten sosyal alana kadar hala işlevli bir biçimde kullanılmaya devam ediyor. Birisi çıkıp bize cambazı gösteriyor öbürü cebimizi boşaltıyor. Bazen hedef para bazen de hayallerimiz, umutlarımız ve mücadelemiz oluyor. Amaçlarına ulaşmak için dikkatimizi dağıtıyor, aklımızı karıştırıyor ve bizi kendimizi koruyamaz hale getiriyorlar. İçine girdiğimiz yeni tebliğ sürecinde İstanbul Birliğin ama en başta da yönetiminin duruşu üzerine düşündüklerimi paylaş...

Kuklacılar, kuklalar ve yeni tebliğ senaryolarında SURKOOP

Prensip olarak her eleştirinin işe yarayacağına inanan birisiyim. Haksız ve hatalı eleştiriler bile benim için bu kapsamdadır. Yalnız, gerek ülkemizde gerekse camiamızda yapılan bir hata daha doğrusu yanlış bir algı vardır ki o da karalama ile eleştirinin sıklıkla aynı kapsamda algılanmasıdır. Her kurum, her kişi ve her karar ya da faaliyet eleştirilebilir. Aynı amaç ve ortak değerler için birlikte olan insanların arasında eleştiri de özeleştiri de sıradan bir olaydır. Yeter ki eleştiri de eleştiren de sahici olsun. Yani gerçekten eleştirdiği konuyla alakası olsun ve eleştirdiği konu hakkında geçmişe dair bir duruşu olsun. Eğer bu kıstasa sahip değilse kişisel nedenlerle ( örneğin kendisine karşı yapılan bir davranış ) pozisyonunu savunmak veyahut karşısındakinin pozisyonunu zayıflatmak için  başka bir alandan üstelik mesnetsiz bir şekilde itham ediyorsa bu bir eleştiri değil suçlamadır ve daha da ötesi içeriğine göre karalamaya kadar gider. Bu yazıyı yazmamın sebebi Foça Su Ü...

İstanbul Birlik ve Bağlı Kooperatiflerine açık çağrı !

Zor günler yaşıyoruz, şiddetin egemen olduğu ülkemizde son günlerde etrafa yayılan bomba kokularına balıkçılıktan daha doğrusu “sürdürülebilir balıkçılık ve küçük ölçekli balıkçılığın korunması mücadelesinden” gelen pis kokular karışıyor. Son zamanlar ortalıkta dolaşan İstanbul Birlik mahreçli 18 artı 18 söylentisinin doğruluğunu öğrendiğimizde belli ki “yorgunluk ve kafa karışıklığı var” diye değerlendirmiş haberler üzerine değerlendirme yapmayı da işin aslını astarını öğrendikten sonraya bırakmıştık. Konuyu bilmeyenler için söyleyeyim 18 formülü derinlikte 18 metre Lüfer avlanma boyunda ise asgari boy olarak 18 santimi ifade ediyor. İçerisinde 8-10 gırgır avcısı bulunan İstanbul Birlik Çatalca’da kooperatif temsilcileri ( 30 koop ) yaptığı toplantı sonrasında Lüfer’in avlanma boyunun 18 santim arızi boy oranının da %5 olmasının yanı sıra Gırgır avcılığında derinlik sınırının 18 metre olmasına karar vermiş tebliğ önerisini de bu yönde tanzim ederek genel müdürlüğe yollamış. ...