Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mücadele de yeni evre.

Mücadele de yeni evre. Türkiye’de 3 yıldır yükselen balıkçılık mücadelesi yeni bir evreye girmiş bulunmaktadır. Hepimizin bildiği gibi yükselen küçük balıkçı muhalefeti STK birlikteliği ile hamle yapmış, Sürdürülebilir Bir Balıkçılık doğrultusunda mesafe kat etmeye başlanmıştır. Bu muhalefetin beslendiği Forum büyümüş, camia içinde saygınlık kazanmış ve giderekte bir eylem platformu haline gelmiştir. Balıkçılık tarihinin geçmişine baktığımızda balıkçılık için bir şeyler yapan ya da yapmaya çalışan STK örnekleri var olmasına rağmen, balıkçılarla birlikte mücadele eden ilk örnek Forum merkezli gelişmiş ve kısa zamanda zengin deneyimler ve başarılar elde edilmiştir. Bu yazının amacı bu konuda bir polemik yapmak değil son günlerdeki gelişmelerin ve hareketliliğin arka planını açığa çıkartmaktır. Eğer bu ülkede bir gün balıkçılığın tarihi yazılırsa, yaşadığımız dönem, eylemlerimiz ve Forum zaten orada yerini alacaktır. Bu yeni sürecin yarattığı en önemli değişiklik balıkçılık yönetiminde...

Geleneksel Balıkçılık

Balıkçılık sorunları diye başlayan her tartışma genellikle kirlilik ve aşırı avcılığın stoklar üzerindeki tahribatı ile sınırlı kalır. Büyüyen tekneler, gelişmiş av araçları, balık bulma ekipmanlarının gelişmiş kapasiteleri bu tartışmaların konuları olmuştur. Meseleye buradan bakınca doğal olarak problemin çözümüne yönelik tartışmalar da hep yukarıdaki konu başlıklarının etrafında yapılmaktadır. Elbetteki av araç ve gereçlerini, bunları nasıl kullandığımızı ve yöntemlerimizi tartışmalıyız. Ben tartışmaya başlamamız gereken yerin burası olduğunu düşünmüyorum. Bizim tartımaya başlamamız gereken yer balıkçılık politikalarımız ve balıkçılık yönetimimiz olmalıdır. Konuyu biraz açarsak; Hepimizin bildiği gibi insanoğlu balık rezervlerinin oluşması konusunda pozitif bir faktör değildir. Bunu söylerken anlatmak istediğim, hayvancılık ve tarımdan farklı olarak avlayacağımız yada toplayacağımız türlerin stoklarını arttırmak konusun da bir katkımız olmadığını söylemek istiyorum. Bizim balı...

Eşitlik mi adalet mi?

Eşitlik mi adalet mi? Eşitlik sihirli bir kelimedir, dışarıdan bakıldığında herkesi cezp eder, adalet karşısında eşitlik, özgürlükleri kullanmada eşitlik, kamusal hizmetleri kullanmada eşitlik vs. Oysa özgürlüklerin ve hizmetlerin kullanımı herkes için yasalarla korunmamışsa ve kullanabilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmamışsa bu söylem bir ütopyadan başka bir şey değildir. Eğer bir toplumda ekonomik eşitliği sağlayamıyorsan, özgürlüklerin ve hizmetlerin kullanımında eşitliği sağlayamazsın. Yasalarımıza baktığımızda herkesin seyahat özgürlüğü vardır. Gerçek hayatta ise herhangi bir seyahatin masraflarını karşılayabilenlerin seyahat özgürlüğü vardır. Adelelet ise eşitlikten farklı bir kavramdır. O olaylara eşitlik gibi soyut bir alandan bakmaz. Hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesini sağlar. Dayandığı kaynak ahlak ve din kurallarıdır. Aristolase'e göre de adalet eşitlik sistemi değildir, güçsüzleri koruyan bir hukuk sistemidir. Bu konuyu daha da uzatabiliriz ama bu sefer d...

La Coruna Bildirisi

La Coruna Bildirisi   Sürdürülebilir Küçük Ölçekli Kıyı Balıkçılığını Avrupa Birliği Ortak Balıkçılık Politikası   (CFP) reformunun temeline oturtmak Küçük ölçekli kıyı balıkçılığı filoların %80'nini (araç sayıları olarak), yaklama miktarının değer bakımından %30'unu   oluşturur ve Avrupa Birliği su ürünlerinde%65 doğrudan iş imkanı sağlar.   Küçük ölçekli balıkçılık, yoğun olmayan bir tutumla, çeşitli türler üzerinde sezonluk olarak değişiklik gösteren avlanma metotları kullanarak, ekosistem üzerinde nispeten düşük oranda etki yaratır. Bu tür balıkçılık aynı zamanda kayda değer ölçüde yan iş alanları meydana getirir. Gıda güvenliği, sosyal ve ekonomik istikrarı sağlanmasına büyük ölçüde katkı sağlayarak, kıyı toplumlarını ayakta tutacak sosyal, ekonomik ve kültürel dokuyu temin eder. Küçük ölçekli kıyı balıkçılığı, iyi tanımlanmış haklarla adilane bir şekilde ele alınır, sorumlulukla idare edilirse, uzun vadede sağlıklı balıkçılık ve sürdürülebilir bir geçim ...

Japonya’daki Balıkçılık Yönetim Modeli ve Bu Modeli Oluşturan Değerler

Japonya’daki Balıkçılık Yönetim Modeli ve Bu Modeli Oluşturan Değerler Dr.Mustafa ZENGİN – SÜMAE Balıkçılık Biyolojisi Bölüm Başkanı Türkiye balıkçılığı açısından son derece   önemli ve güncel olan bir konunun, “Balıkçılık Yönetimi”konusunun, belli bir sınırlama ile anlatmanın zorluğunu yaşayarak bu yazıya başladığımı belirtmek istiyorum. Japonya’da kaldığım bir aylık zaman diliminde, gerek katıldığım kursta bizlere sunulan bilgiler, gerekse tanıtım gezilerindeki gözlemlerim, bu ülkedeki balıkçılığın bizdeki gibi merkezi yönetim tarafından ve sadece resmi otoritenin koyduğu kurallarla yönetilmediği gerçeğini çok net bir şekilde sergilemektedir. Japonya’da balıkçılık, bu kaynağı kullanan kişiler yani balıkçılar tarafından yönetilmektedir. Bu yönetim modelinde temel olarak insanın sahiplenme, mal edinme, koruma ve bireysel başarısını etkileyen temel kriterler ön plana çıkarılmaktadır. Bir tarafta kolektif, katılımcı ve toplumsal sorumluluğu paylaşma bilinci, diğer tarafta ise bireyi...

Nasıl Bir Balık Hali Olmalı?

Nasıl Bir Balık Hali Olmalı? Balık hallerinin nasıl olması gerektiği konusunu yine başta eğitim, fiziki konum, yönetmelik, uzman personel, çalışma şekli, örnek üzerinden müzayede, internet kullanımı ve internet üzerinden satış, sağlık ve temizlik, istatistikler başlıkları altında değerlendirmek mümkün görülmektedir. Eğitim Balık hallerinde alıcı ve satıcı esnaf (komisyoncu), müstahsil, hal içi taşıyıcı, nakliyeci, kaşarcı, temizlik ve güvenlik elemanları ile belediye çalışanları bulunmak zorundadır. Hal içerisinde dolaşımı sağlayan bu görevlilerin gıda ve insan sağlığı, çevre temizliği ve hijyen konularında hizmet içi eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir. Eğitim sonrası uyulması gereken kurallara uymayanlara yaptırım, tekrarı halinde balık satmasına, almasına, taşımasına kısacası su ürünü ile temasına müsaade edilmemelidir. Halin Altyapısı - Fiziki Konumu Balık halleri denizden bağımsız düşünülemeyeceğinden tercihen deniz kenarında kurulmalıdır. Kıyıdan uzaktaki bir hal birçok problem...

Balık Halleri

Balık halleri, su ürünlerinin açık artırma ile toptan satışının, muhafazasının, kalite, hijyen ve sağlık kontrolünün ve dağıtımının yapıldığı toptan satış yerleridir. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, balık hallerinin belediyelerin yanı sıra, gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulmasına imkan sağlamaktadır. Ancak ülkemizde, toptan satışların gerçekleştirildiği işlem hacmi yüksek su ürünleri hallerinin tamamı Belediyeler tarafından kurulmuş ve işletilmektedir. Bu da Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediye Kanunlarında, belediyelerin toptancı halleri tesis ve idare görevlerinin bulunması ve hal kurmak isteyenlerin belediyelerden izin alması gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. Buna bağlı olarak, gerçek ve tüzel kişiler yeni hallerin kurulmasında yeterince etkin olamamaktadırlar. Su ürünlerinin pazarlanması ve korunması için önemli işlevi olan su ürünler halleri henüz ülke çapında yeterli sayıda bulunmamaktadır. Ülkemizde, işlem hacmi yüksek başlıca 10 adet su ürünleri hali bulunmaktadır...

Karadeniz Herkesindir

  Karadeniz Herkesindir     Evden, görünen denize baktığında, çok uzaklara kadar uzanan deniz önümde seriliydi. Rüzgar ve dalga olmadığından oldukça sakindi. Büyük balıkçı teknelerinin hepsi denizin üzerindeydi. Görüldüğü kadarıyla yirmi-yirmibeş tekne balık avlıyordu.     Balıkçi teknelerinin kimileri ağlarını sarmıştı. Kimileride balık kovalıyordu. Avlanan balıkları limanlara taşıyanlarda onların peşinden gidiyorlardı. Denizin üzerinde bir karış boş yer bırakmamışlardı. Bütün tekneler biz, küçük balıkçıların balık avladığı sularda toplanmış avlanıyorlardı.      Gerçektende   orada olan büyük balıkçılar, onlarla çalışanlar avlanacakları balıkların kazançlarıyla evlerine yiyecek götüremek için çalışıyorlardı. Sanırım, kazançlarıyla kimileri çocuklarını okutacak, kimileri hastalarının bakımını sağlayacak, kimileride yapmış oldukları borçlanmaları ödemek için uğraşıyordu. Herkes yaşam için gerekli olanları yapmaya çalışıyorlard...

LÜFERLER AMERİKA’DAN

Önce Uskumru, sonra mezgit, barbunya, kalkan, lagos derken şimdi de taze Lüfer ithal ettik. 2010-2011 av sezonunun bittiği gün (15 Nisan) İstanbul Balık Halinde yapılan mezatta 400 – 600 gr. ağırlığa sahip ortalama 30 cm boylarında taze lüfer balığı satışının yapıldığı görülmüştür. Renk ve boy olarak her ne kadar ülkemizde avlanan lüfer balığına benzese de bu lüferlerin Kuzey Amerika’dan ithal edildiğini öğrendik. Balığı ithal eden ve satışını yapan firma yetkilileri piyasanın talebi doğrultusunda ithalatın devam edeceğini söylediler. İthal edilen lüferlerin tanesinin mezatta ortalama 15 – 18 TL arasında satıldığı görülmüştür. KAYNAK http://www.suurunleri.org.tr/

Sucul kaynakların hakça paylaşımı.

Sucul kaynakların hakça paylaşımı. "Balıkçılık her ne kadar tarım sektörü içinde konumlanmış olursa olsun onu tarımdan ayıran en temel faktör kaynakların yenilenmesi ve gelişimi doğrultusunda insan emeğinin herhangi bir katkısı olmayışıdır. Değişik ülkelerde tohumlama ve yavru salma gibi çalışmalar olmasına rağmen bunlar henüz deneme aşamasında yapılan faaliyetlerdir. Bu nedenle de sürdürülebilir balıkçılığa dair tartıştığımız her şey, esas olarak “nerede, ne zaman, nasıl, neyle ve ne kadar avlarsak stoklar varlığını sürdürebilir” tartışmasıdır. Tüm dünyada stoklar tahrip olmuştur ve hala hızlı bir biçimde tahribat devam etmektedir. Önlem almaz isek en değerli ticari stoklar yok olacak ve ekolojik sistemin en önemli parçası olan denizlerin yapısı ve fonksiyonu da değişecektir." Türk balıkçılığının bu gün içinde bulunduğu durum bu tartışmayı bir başka tartışma ile birlikte yapmayı zorunlu kılıyor. Bu tartışma sucul kaynakların paylaşımında adaletin nasıl sağlanabileceği...

2011 Danışma Kurulu öncesinde sürdürülebilir balıkçılık için önümüzdeki görevler.

Her yıl av sezonun sonu ile birlikte başlayan mücadelenin yorgunluğu ve görece başarılarımız doğal olarak bir rahatlama ve rehavet duygusunu da beraberinde getiriyor. Hazirandaki Danışma Kurulu toplantısana çok az bir süre kalmış olması nedeni ile bu rehavetten hızla çıkmalı ve bu kısa süreyiyi en verimli bir şekilde kullanmalıyız. Son 2 yıldır ivme kazanan balıkçılık mücadelesi genel olarak mevcut durumu koruma ve tabliğlere sahip çıkma etrafında sürdü. Bütün bu kampanyalar ve tartışmalarımız, daha fazla av zamanı ve daha fazla av alanı taleplerine karşı bir savunma   savaşı şeklinde gelişti.   El yordamı ile çıktığımız bu yolda stokların iyileştirilmesi için kazanımlar elde edeme sekte, var olanları koruma konusunda kısmi başarılar elde ettik.   Yine de bu 2 yılın en önemli kazanımları sürdürülebilir balıkçılığın yanı sıra sucul kaynakların hakça paylaşımı fikrinin gündemimize girmeye başlaması ve değişik liman ve barınaklarımızdan bu mücadeleye katılan arkadaşlarımız...