Ana içeriğe atla

Sucul kaynakların hakça paylaşımı.

Sucul kaynakların hakça paylaşımı.

"Balıkçılık her ne kadar tarım sektörü içinde konumlanmış olursa olsun onu tarımdan ayıran en temel faktör kaynakların yenilenmesi ve gelişimi doğrultusunda insan emeğinin herhangi bir katkısı olmayışıdır. Değişik ülkelerde tohumlama ve yavru salma gibi çalışmalar olmasına rağmen bunlar henüz deneme aşamasında yapılan faaliyetlerdir. Bu nedenle de sürdürülebilir balıkçılığa dair tartıştığımız her şey, esas olarak “nerede, ne zaman, nasıl, neyle ve ne kadar avlarsak stoklar varlığını sürdürebilir” tartışmasıdır. Tüm dünyada stoklar tahrip olmuştur ve hala hızlı bir biçimde tahribat devam etmektedir. Önlem almaz isek en değerli ticari stoklar yok olacak ve ekolojik sistemin en önemli parçası olan denizlerin yapısı ve fonksiyonu da değişecektir."


Türk balıkçılığının bu gün içinde bulunduğu durum bu tartışmayı bir başka tartışma ile birlikte yapmayı zorunlu kılıyor. Bu tartışma sucul kaynakların paylaşımında adaletin nasıl sağlanabileceği tartışmasıdır. Bu adaletsiz sistem devam ettiği sürece stoklar bu günkü seviyesinin 10 yada 100 katına ulaşsa bile balıkçımızın büyük çoğunluğu açısından değişen bir şey olmaz. Ne borç stoğu azalır nede yaşam standardında bir değişiklik olur.
Sucul kaynakları hakça paylaşmak, en dar anlamıyla balıkçılık rejiminin eşitlik ilkesi yerine adalet ilkesi ile yönetilmesi demektir. Sadece balık stoklarını korumak yetmez o stoklardan kimin nasıl faydalanacağını adil bir şekilde düzenlemek gerekiyor. Bu ise en büyüğünden en küçüğüne kadar stoklar üzerinde tüm balıkçıların hak sahibi olduğunu kabul etmekten geçiyor. En büyük avcının en büyük hakka sahip olduğu mevcut düzen, sadece stokları değil, geri dönülemez bir şekilde tüm avcı filosunu tehtid etmektedir. Canlı doğal kaynakları kamu adına yöneten devlet ve balıkçılık sektörü bu tartışmayı yapmaktan kaçamaz. Önümüzdeki döneme bu tartşmanın daha sık gündeme geleceğını ve mücadelenin ana cephelerinden birisinin bu tarışma olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Hakça paylaşım tartışması dünyada esas olarak ,  geleneksel balıkçılığın büyük balıkçılık karşısında korunmasını ve sınırdaş/denizdaş ülkelerin göçer balık stokları üzerindeki hakları kapsamında yapılmaktadır. Bu kapsamdadüzenlene çeşitli toplantılarda uyuşmazlıklar konusunda anlaşmalar yapılmış "ulusların geleneksel balıkçılık hakları" konusunda çeşitli anlaşmalar yapılarak sorunlar çözülmeye çalışılmıştır. FAO'nun 1995 yılında yaptığı bir çalışmada 46 ülkede birinci çatışma alanının kıyı kullanım hakları  sorun olarak gözükmektedir. Yine bu 46 ülkeye baktığımızda küçük kıyı balıkçılığının toplam  avcılık içindeki paylarının oranları % 16 ile % 22 arasında gözükmektedir. AB ekonomik bölgesinde küçük kıyı balıkçıları toplam av miktarındaki payları % 18 olarak gerçekleşmektedir. Türkiye istatiklerine baktığımızda bu oranın % 10 seviyesini geçmediği ve giderek düştüğü gözükmektedir. İspanyanın LaCoruna şehrinde 2006 da yayınlanan deklarasyon, 2010 yılımda Bankongk'ta toplana Dünya küçük balıkçılık kongresi hep bir gerçeğin altını çizmeye çalışmıştır. Küçük ölçekli kıyı balıkçılığı yok olmaktadır ve korunması için acil önlemler gerekmektedir.


Son yıllarda küçük kıyı balıkçılarının seslerini yükselmeye ve balıkçılık yönetime daha fazla müdehale etme girişimim arkasında ki sebep budur. Mevcut balıkçı örgütlenmeleri içinde seslerini yeterince duyuramayan ve en önemlisi herhangi bir kooperatif ortağı olmayan bu balıkçılar balıkçılık yönetimine katılmak için örgütlenmeye başlamışlardır.
Çanakkale,Ege ve Marmarabölgesinden yükselen bu örgütlenme hareketi 2012 Danışma Kuruluna en geniş küçük kıyı balıkçı temsiliyeti ve talepleri ile katılmayı amaçlamaktadır.
Geleneksel kıyı ve Geleneksel Kıy Balıkçısının kurtuluşu birlikte mümkündür.
Kurtuluşa giden yol ise örgütlenmek ve birlikte mücadele etmektekten geçmektedir.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Darıca'da neler oluyor?

  Yolu kapatan belediye aracı. AB ülkelerinde belediyeler, küçük ölçekli balıkçılığı desteklemek amacıyla; küçük balıkçı barınakları, iskeleler, çekek alanları ve kıyı koruma yapıları gibi temel altyapıları kurmakta ve geliştirmektedir. Bu yatırımlar, Avrupa Birliği fonları (EMFAF) ile desteklenmekte ve yerel yönetimler tarafından etkin şekilde uygulanmaktadır. Küçük ölçekli balıkçılığın korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmalar ve son 15 yılda artan farkındalık çalışmalarına karşın, sahadaki koşulların iyileşmek yerine daha da kötüleştiği açıkça görülmektedir. Yerel esnafı, üreticiyi, küçük işletmeleri ve kooperatifleri desteklemek; aynı zamanda yerel kültürel mirası korumak belediyelerin temel ve yasal görevleri arasında olmasına rağmen, bu sorumlulukların bazı yerlerde açıkça ihlal edildiği görülmektedir. DARICA’DA KABUL EDİLEMEZ UYGULAMALAR Darıca’da, barınak projesi olarak başlatılan ancak projede belirtilen alan yerine farklı bir bölgede inşa edilen tekne parkının mend...

Adalar bölgesi için acil eylem çağrısı

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması konusunda onca kelam neredeyse yönetiminden akademisyenine sivil toplum örgütlerinden balıkçı örgütlerine kadar kelam etmeyen yok gibi. Lakin bu konuda "kalıcı ve gerçekçi" adımlar atılamıyor. Sanki önümüzde çözülmesi çok zor bir astrofizik problemi var ve biz bunu çözecek bilgi ve yeteneğe sahip değilmişiz gibi bir görüntü ile karşı karşıyayız.  Gerçekten böylemi? Gerçekten bu problemi çözecek bilgi ve beceriye sahip değil miyiz? Bu tartışmaları takip eden tüm taraflar bilir ki aslında ne önümüzde çözümü zor bir problem var karşımızda ne de yönetiminden akademisyenine kadar tartışmaların da çözümün de tarafı olanlar bilgisiz ve yeteneksiz kadrolardan oluşuyor. Bu konuda ki en büyük sorunumuz atılması gereken adımlarda cesaret eksikliği ve küçük ölçekli geleneksel balıkçıların son yıllarda içine düştüğü atalettir. Aya kalkmak ve mücadele etmek zorundayız. Kırmadan dökmeden onca yıldır sergilediğimiz yapıcı tutumu terk etmeden am...

Hassas habitatları koruma ve adalar Gırgır avına kapalı saha üzerine!

  İstanbul Gırgır avcıları ara tebliğ döneminin yaklaşması ile birlikte yeniden hareketlendi. Ana başlıkları ise Gırgır avcılığına kapalı alanın tekrar avcılığa açılması. Başka talepleri de var. İstavrit balığı avlanma boyunun 11 santime düşürülmesi bunlardan birisi. Yayın organlarının bu sayısı ile birlikte merkezi ve siyasal ilişkileri üzerindeki lobi faaliyetlerini açık bir kampanyaya dönüştürdüler. İstanbul Gırgır avcılarının açılmasını istediği alan Kampanyayı iki slogan üzerine oturtmuşlar; Bu yasak bir işe yaramıyor. Bize yasaksa herkese yasak olsun. İki sloganda gerçeği yansıtmıyor ve samimiyetsiz. Yasağın işe yarayıp yaramadığını adalar çevresindeki dip hayatının iyileşip iyileşmediğine bakarak anlayabiliriz. Ama arkadaşlar temel av hedefleri olan pelajik balıklar üzerinden baktıkları için rahatlıkla gerçek olmayan iddialarda bulunuyorlar. Bu yazıda sahadaki dip balıklarının artışına ve tür çoğalmasına dair bilgiler ve görseller bulacaksınız. Yazının sonunda ...