2 Mayıs 2026 Cumartesi

Adalar bölgesi için acil eylem çağrısı

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması konusunda onca kelam neredeyse yönetiminden akademisyenine sivil toplum örgütlerinden balıkçı örgütlerine kadar kelam etmeyen yok gibi. Lakin bu konuda "kalıcı ve gerçekçi" adımlar atılamıyor. Sanki önümüzde çözülmesi çok zor bir astrofizik problemi var ve biz bunu çözecek bilgi ve yeteneğe sahip değilmişiz gibi bir görüntü ile karşı karşıyayız. 

Gerçekten böylemi?

Gerçekten bu problemi çözecek bilgi ve beceriye sahip değil miyiz?

Bu tartışmaları takip eden tüm taraflar bilir ki aslında ne önümüzde çözümü zor bir problem var karşımızda ne de yönetiminden akademisyenine kadar tartışmaların da çözümün de tarafı olanlar bilgisiz ve yeteneksiz kadrolardan oluşuyor. Bu konuda ki en büyük sorunumuz atılması gereken adımlarda cesaret eksikliği ve küçük ölçekli geleneksel balıkçıların son yıllarda içine düştüğü atalettir.

Aya kalkmak ve mücadele etmek zorundayız. Kırmadan dökmeden onca yıldır sergilediğimiz yapıcı tutumu terk etmeden ama hiç olmadığımız kadar kararlılıkla mücadele etmek.

Daha önce yaptık ve başardık. Yine yapar yine başarırız. 

İhyiyacımız olan tek şey kararlı bir mücadele sergilemektir.

Artık başlamamız gerek ve başlıyoruz.

Başlayacağımız yer ise İstanbul adalarıdır.

Neden Adalar neden hemen şimdi?

Ülkemizde balıkçılık tartışmaları yapıldığında söz konusu edilen türler genellikle Hamsi, İstavrit, Sardalye, Palamut ve Lüfer gibi türler oluyor. Bildiğimiz göçmen balıklar e hatta içlerinden bir kaç tür sınır ötesi göç yapıyor. Ve yine bu türlerin büyük ölçekli avcıların üzerine en çok konuştuğu türlerdir. Nedeni ise bu türlerin endüstriyel avcı filosunun hedef türleri olmasıdır. Ve ne yazık ki bu avcılık esnasında ekosisteme verdikleri zarar kimsenin de umurunda değildir. Korkunç şekilde büyümüş bir filo var ve bu filonun doyması artık mümkün değil.

Bu ülke sucul ekosistemi onun en hassas en kırılgan yaşam alanları olan dip yapısınıu koruyamadığı için milyonlarca dolar vererek yurt dışından alıyor. Mercan, Barbun, Sinarit, Karides, Kalamar, dil ve Kalkan ilk aklıma gelenler.

Yetiştiricilik ile öğünüyoruz ama koruyamadığımız bu nedenle kaybedip yurt dışından aldıklarımız için yerinmiyoruz.

İşte küçük ölçekli geleneksel balıkçılığı korumanın başlayacağı yer burasıdır. Geçekten samimi isek işe kıyı ekosistimini ve deniz tabanını tahrip eden avcılığı engelleyerek başlamalıyız.

Bu konuda bizi kaygılandıran ve acil harekete geçmeye zorlayan bir başka husus ise Akdeniz tropikleştikçe bir çok türün artan bir hızla Marmara'ya çıkmasıdır. Çok uzun yıllardır görülmeyen türler görülmeye ve avlanmaya başlamıştır. Birilerinin adalar yasağı hiç bir işe yaramadı söylemine rağmen artık adalar denizinde İstakoz, Kalamar, Fangri, Sinarit ve Ahtapot avlanmaya başlamıştır. Yazının sonunda bu bölgede avlanmış bu türlerin fotoğraflarını bulacaksınız. Ve bir karar vereceksiniz. Isınan Akdeniz'den kaçarak Marmara'ya sığınan bu türleri koruyacak mıyız yoksa kaderlerine terk mi edeceğiz.

O kaderi balıkçılığı bilen her bilir ki "ortalama 5-6 tonluk kurşun yakalarından" yaşam alanlarını korumaya bu alanlarda yaşayan canlıların gücü yetmez.

O nedenle bu konuda karar verecek ve uygulayacak Tarım Bakanlığıdır.

İşte bu nedenle son dönemlerde Adalarda gırgır  yasağı kalksın diye lobi yapanların aksine bizler bu alanın gerçekten etkili olacak şekilde büyütülmesini talep ediyoruz.


Not: Bu yazı sadece bir başlangıç yazısıdır. Yazının içinden çıkan çok sayıda tartışma başka yazıLarın konularıdır ve yazmaya devam edeceğiz.

Adalar bölgesinde avlanan bazı türler;