Ana içeriğe atla

Japonya’daki Balıkçılık Yönetim Modeli ve Bu Modeli Oluşturan Değerler

Japonya’daki Balıkçılık Yönetim Modeli ve Bu Modeli Oluşturan Değerler
Dr.Mustafa ZENGİN – SÜMAE Balıkçılık Biyolojisi Bölüm Başkanı

Türkiye balıkçılığı açısından son derece  önemli ve güncel olan bir konunun, “Balıkçılık Yönetimi”konusunun, belli bir sınırlama ile anlatmanın zorluğunu yaşayarak bu yazıya başladığımı belirtmek istiyorum. Japonya’da kaldığım bir aylık zaman diliminde, gerek katıldığım kursta bizlere sunulan bilgiler, gerekse tanıtım gezilerindeki gözlemlerim, bu ülkedeki balıkçılığın bizdeki gibi merkezi yönetim tarafından ve sadece resmi otoritenin koyduğu kurallarla yönetilmediği gerçeğini çok net bir şekilde sergilemektedir. Japonya’da balıkçılık, bu kaynağı kullanan kişiler yani balıkçılar tarafından yönetilmektedir. Bu yönetim modelinde temel olarak insanın sahiplenme, mal edinme, koruma ve bireysel başarısını etkileyen temel kriterler ön plana çıkarılmaktadır. Bir tarafta kolektif, katılımcı ve toplumsal sorumluluğu paylaşma bilinci, diğer tarafta ise bireyin başarısını ön plana çıkaran, onun başarı ve kazanma güdüsünü kamçılayan bir anlayış egemen kılınmıştır.

Japonya’da balıkçılık yönetimi, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi geleneksel ve çağdaş değerlerin bir sentezi olarak uzun bir tarihsel süreçten sonra oluşmuş ve birçok deneyim geçirerek bu günlere kadar gelmiştir. Burada Japon halkının tarihten gelen birikimlerine ve geleneksel değerlerine gösterdiği önemin de payı büyüktür. Balıkçılık kaynaklarının yönetiminde doğrudan etkili ve söz sahibi olan kooperatiflerin gelişimi incelendiğinde, bu oluşumların daha 1800’lü yılların sonundan itibaren izlerine rastlanmaktadır. Feodal dönemde samuray kanunları, balıkçı ve balıkçı köylerinin de yönetimini kapsıyordu. Bu dönemde her feodal idare kendi avladığı ürünün karşılığında ihtiyacı olan mal değişimini balıkçı birlikleri yoluyla sağlıyor ve merkezi otoriteye (Tokugawa Shogun) adil olmayan vergiler ödüyordu. 1868 yılında Japonya’da feodal sistem son buldu ve balıkçıların kendi haklarını da içeren ve ilk sivil balıkçılık birliği ve bunun yönetim ilkelerini belirleyen “Balıkçılık Kanunları” doğmuş oldu. Bu tarihten sonra giderek geliştirilen ve değişime uğrayan balıkçılık yönetim modeli İkinci Dünya Savaşının bitimini izleyen yıllarda, 1948 yılında bugünkü modern şeklini aldı. Ancak bu yönetim modeli hiçbir zaman statik olmamış, birbirini izleyen yıllardan günümüze kadar demokratikleşme süreci devam etmiş, balıkçıların hak ve sorumlulukları sürekli olarak ekosistemin değişen durumuna ve balıkçıların sosyo-ekonomik konumlarına göre şekillenmiştir. Bu gelişmede en önemli referansı sosyo-ekonomik ve biyolojik araştırma sonuçları oluşturmuştur.

Japonya’daki balıkçılık kooperatifleri ve bunların oluşturduğu üst birliklerin işlevi, ülkemizde olduğu gibi salt balıkçıların gereksinim duyduğu bazı av araç ve gereçlerini temin etmekle sınırlandırılmamıştır. Bu yönetim birlikleri çok fonksiyonlu işlevleri sayesinde; av sahasındaki avcılığın düzenlenmesinden, balıkçı lisanslarına, avlanan ürünün satışına, kredi ve finans teminine, balıkçılık araştırmalarına destekten, balıkçılık politikalarını belirlemeye ve en önemlisi kaynağı kullanırken her türlü kararı verme ve uygulamada yetkili olmaya kadar çok geniş bir sorumluluk yelpazesini üstlenmişlerdir. Son derece komplike bir yapı sergileyen bu sistem sayesinde Japonya bugün, su ürünleri konusunda dünyada en fazla üreten ve en fazla tüketen ülkelerin başında yer almaktadır.
Kıyı balıkçılığı yönetim modelinde, temel olarak bu kaynağı kullanan balıkçının, sahiplendiği kaynağın kendisine ait olduğu fikri ön plana çıkartılmıştır. Balık üretiminin sürekliliğini sağlayabilmek, stokları belli seviyelerde kullanmak ve korumak için ülkedeki idari yapılanmaya bağlı olarak alt alanlar sistemi getirilmiştir. Bu sistemde, her idari bölge kendi sınırları içerisinde kalan av sahasında avcılığı düzenleyecek önlemler almaktadır. Bölgesel balıkçılık modelinde her balıkçı yasal olarak bağlı olduğu idari bölgenin dışında avcılık yapamamakta, lisanslı her balıkçı kendi bölgesinde avlanabilmekte, her av dönüşünde avladığı ürünü kooperatifin tesis ettiği satış yerinde bizzat kendisi pazarlamakta ve av ile ilgili tüm kayıtlar doğrudan kooperatifin ilgili birimine aktarılmaktadır. Kooperatif üyesi balıkçılar, bu hizmetlerin karşılığında tüm yıl boyunca avladığı toplam ürünün miktarına bağlı olarak, araştırma, geliştirme ve balıkçılık kaynaklarını korumak amacı ile oluşturulan fona, %3 ve %5 arasında bir ödeme yapmaktadır. Bu şekilde pazarlama sürecindeki aracı tekeli en aza indirilerek, avlanan ürün doğrudan tüketiciye sunulmaktadır.
Bugün Japonya’da her bir balıkçılık sahasında, o sahanın ekolojik özelliklerine, balıkçılık tipine ve balığın biyolojik özelliklerine uygun son derece çoklu/spesifik bir yönetim modeli geliştirilmiştir. Bu modelde, ilgili kooperatife üye her bir balıkçının aynı saatte limandan ayrılarak belirlenen av sahasında, av operasyonuna birlikte başlaması ve eşit sürelerde av sahasını terk etmesine varıncaya kadar en küçük ayrıntı dahi göz ardı edilmemiştir. Bu düzenleme, idari ya da hukuki kurallarla belirlenmiş olmasına karşın uygulamada etken olan faktör bireysel disiplin ruhu ve kendi kendini kontrol mekanizmasıdır. Bu ülkede rekabete dayalı piyasa kuralları geçerli olmasına karşın, balıkçıların birbirinin haklarına saygılı olmaları ve bu sınırı sürekli korumaları ahlaki bir kural olarak kurumsallaşmıştır.

Bu kurs süresince Japonya’nın farklı balıkçılık bölgelerinde kıyı balıkçıları ve kooperatif yöneticileri ile yaptığım sohbetlerde, özellikle bizim ülkemizde kıyı balıkçıları ve büyük balıkçı grubunu oluşturan gırgır ve trol balıkçıları arasında yaşanan karşılıklı çıkar çatışmasının burada yaşanmadığını gördüm. Farklı balıkçı grupları kendi sahalarında birbiri ile barışık ve saygıya dayalı olarak üretim faaliyetlerini sürdürmektedir. Her kooperatifte, bir araştırma personeli gözlemci ve danışman olarak istihdam edilmekte, balıkçılıkla ilgili tüm bilgilerin aynı zamanda enstitü veya üretim istasyonlarına akışı sağlanmaktadır.
Japonya’nın Kuzeydoğu bölgesinde, Pasifik Okyanusu kenarında yer alan ve karides balıkçılığı ile karakterize edilen Niigata’da, kıyısal balıkçılık, son derece dik, ve kıyıdan itibaren 2 km’lik bir mesafede 300 m derinliğe kadar olan dar bir sahada yapılmaktadır. Bu bölgede 1987 yılına kadar karides avcılığında önemli bir üretim artışı sağlanırken, bu yıldan itibaren gerek karides avında gerekse avlanan bireylerin boy dağılımında hızlı bir düşüş gözlenmeye başlamıştır. Pazar fiyatlarının düşmesi nedeniyle balıkçı kooperatifi bu durumu çözmek için 1989 yılından itibaren farklı büyüklükteki ağ gözü uygulamalarını başlatmış ve bu gönüllü uygulamalarına karşın karides stoklarında önemli bir gelişme sağlanamamıştır. Kooperatif yönetimi bölgedeki balıkçılık araştırma enstitüsüne ağ gözü artırımının etkisini araştırmak amacı ile bir öneride bulunmuş ve 1998 yılında yürütülen araştırmalarda karides stoklarındaki zararın çok küçük ağ göz açıklığı uygulamaları sonucunda meydana geldiği tesbit edilmiştir. Bu sonuçlardan sonra kooperatif yönetimince alınan bir kararla trol torbası ağ göz açıklığı 17.8 mm’den, 30.3 mm’ye çıkartılmıştır. Ayrıca doğal karides stoklarını desteklemek ve optimum miktardaki avı sağlamak amacı ile her yıl kooperatif tarafından bu bölgede yetiştiricilik yoluyla elde edilen 7-8 milyon yavru birey denize bırakılmaktadır. Buna benzer uygulamalar, adanın Kuzeybatısında, Japon Denizi kenarında yer alan Ibaraki ve Akita balıkçı kooperatifleri tarafından, Japon pisi balığı ve çok özel bir balık türü olan kum balığı (Hatahata) için de uygulanmaktadır.
Bugün Japonya’da tüm ülke insanı için balıkçılık bir yaşam biçimini ifade etmektedir. Avcılıktan, sportif balıkçılığa, balık işleme ve değerlendirmeden, yemek çeşitlerine kadar hayatın her kademesinde bu sektörün etkileri hissedilmektedir. Belki de Japon halkının uzun bir hayat sürmesinin sırrı burada yatmaktadır. Bu ülkede, çalışmayı bir hobi haline getirmiş ve asla emekli olmayı düşünmeyen, 70-75 yaşına ulaşmış ve fabrikalarda balık etini işleyen yaşlı kadınlarından, torununa ağ tamirini öğreten, yüzündeki derin çizgilerde bütün bir yaşamın engin tecrübe ve bilgeliği saklı yaşlı balıkçısına kadar, tüm insanlar deniz ile varolmaya ve onu sonsuza değin yaşamaya sanki yemin etmiş gibiler....

Yorumlar

  1. balık üretimi diye birşeyin olmayışı sadece tüketimin olması çok yanlış, ülkemizde özellikle hayvancılık, yeşillik tehlike altında, zaten bir zaman sonra acısını çekeceğimiz şeyler değil şimdi çekiyoruz.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Darıca'da neler oluyor?

  Yolu kapatan belediye aracı. AB ülkelerinde belediyeler, küçük ölçekli balıkçılığı desteklemek amacıyla; küçük balıkçı barınakları, iskeleler, çekek alanları ve kıyı koruma yapıları gibi temel altyapıları kurmakta ve geliştirmektedir. Bu yatırımlar, Avrupa Birliği fonları (EMFAF) ile desteklenmekte ve yerel yönetimler tarafından etkin şekilde uygulanmaktadır. Küçük ölçekli balıkçılığın korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmalar ve son 15 yılda artan farkındalık çalışmalarına karşın, sahadaki koşulların iyileşmek yerine daha da kötüleştiği açıkça görülmektedir. Yerel esnafı, üreticiyi, küçük işletmeleri ve kooperatifleri desteklemek; aynı zamanda yerel kültürel mirası korumak belediyelerin temel ve yasal görevleri arasında olmasına rağmen, bu sorumlulukların bazı yerlerde açıkça ihlal edildiği görülmektedir. DARICA’DA KABUL EDİLEMEZ UYGULAMALAR Darıca’da, barınak projesi olarak başlatılan ancak projede belirtilen alan yerine farklı bir bölgede inşa edilen tekne parkının mend...

Adalar bölgesi için acil eylem çağrısı

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması konusunda onca kelam neredeyse yönetiminden akademisyenine sivil toplum örgütlerinden balıkçı örgütlerine kadar kelam etmeyen yok gibi. Lakin bu konuda "kalıcı ve gerçekçi" adımlar atılamıyor. Sanki önümüzde çözülmesi çok zor bir astrofizik problemi var ve biz bunu çözecek bilgi ve yeteneğe sahip değilmişiz gibi bir görüntü ile karşı karşıyayız.  Gerçekten böylemi? Gerçekten bu problemi çözecek bilgi ve beceriye sahip değil miyiz? Bu tartışmaları takip eden tüm taraflar bilir ki aslında ne önümüzde çözümü zor bir problem var karşımızda ne de yönetiminden akademisyenine kadar tartışmaların da çözümün de tarafı olanlar bilgisiz ve yeteneksiz kadrolardan oluşuyor. Bu konuda ki en büyük sorunumuz atılması gereken adımlarda cesaret eksikliği ve küçük ölçekli geleneksel balıkçıların son yıllarda içine düştüğü atalettir. Aya kalkmak ve mücadele etmek zorundayız. Kırmadan dökmeden onca yıldır sergilediğimiz yapıcı tutumu terk etmeden am...

Hassas habitatları koruma ve adalar Gırgır avına kapalı saha üzerine!

  İstanbul Gırgır avcıları ara tebliğ döneminin yaklaşması ile birlikte yeniden hareketlendi. Ana başlıkları ise Gırgır avcılığına kapalı alanın tekrar avcılığa açılması. Başka talepleri de var. İstavrit balığı avlanma boyunun 11 santime düşürülmesi bunlardan birisi. Yayın organlarının bu sayısı ile birlikte merkezi ve siyasal ilişkileri üzerindeki lobi faaliyetlerini açık bir kampanyaya dönüştürdüler. İstanbul Gırgır avcılarının açılmasını istediği alan Kampanyayı iki slogan üzerine oturtmuşlar; Bu yasak bir işe yaramıyor. Bize yasaksa herkese yasak olsun. İki sloganda gerçeği yansıtmıyor ve samimiyetsiz. Yasağın işe yarayıp yaramadığını adalar çevresindeki dip hayatının iyileşip iyileşmediğine bakarak anlayabiliriz. Ama arkadaşlar temel av hedefleri olan pelajik balıklar üzerinden baktıkları için rahatlıkla gerçek olmayan iddialarda bulunuyorlar. Bu yazıda sahadaki dip balıklarının artışına ve tür çoğalmasına dair bilgiler ve görseller bulacaksınız. Yazının sonunda ...