Ana içeriğe atla

Hassas habitatları koruma ve adalar Gırgır avına kapalı saha üzerine!

 


İstanbul Gırgır avcıları ara tebliğ döneminin yaklaşması ile birlikte yeniden hareketlendi. Ana başlıkları ise Gırgır avcılığına kapalı alanın tekrar avcılığa açılması. Başka talepleri de var. İstavrit balığı avlanma boyunun 11 santime düşürülmesi bunlardan birisi. Yayın organlarının bu sayısı ile birlikte merkezi ve siyasal ilişkileri üzerindeki lobi faaliyetlerini açık bir kampanyaya dönüştürdüler.




İstanbul Gırgır avcılarının açılmasını istediği alan


Kampanyayı iki slogan üzerine oturtmuşlar;

  • Bu yasak bir işe yaramıyor.

  • Bize yasaksa herkese yasak olsun.

İki sloganda gerçeği yansıtmıyor ve samimiyetsiz. Yasağın işe yarayıp yaramadığını adalar çevresindeki dip hayatının iyileşip iyileşmediğine bakarak anlayabiliriz. Ama arkadaşlar temel av hedefleri olan pelajik balıklar üzerinden baktıkları için rahatlıkla gerçek olmayan iddialarda bulunuyorlar. Bu yazıda sahadaki dip balıklarının artışına ve tür çoğalmasına dair bilgiler ve görseller bulacaksınız. Yazının sonunda ise gelmekte olan esas felaketin habercilerini ve söz konusunu alanın neden büyümesinin gerektiğini anlatacağım.


Bize yasaksa olta dahil herkese yasak olsun taleplerine gelince;

Kendilerini düşürdükleri acınası durumun farkında bile değiller. Sadece yasağı savunan (küçük balıkçı ve amatör) balıkçılara aba altından sopa gösteriyorlar. Kendileri de biliyor ki bir gecede tuttukları balık miktarını (mesela 10 ton Sardalye) yasak talep ettikleri balıkçı kitlesinin tamamı sezon boyunca avlayamaz. Bunu bile bile bu talebi yayın organlarında ve sosyal medyada kullandıkları posterlerde manşet yapabiliyorlar. Yazık demekten başka bir şey gelmiyor elimden.


Yasağı neden savunuyor?

Bu savunun tek sebebi yok. Sırasıyla anlatmaya çalışacağım.

Birincisi; dibe temas eden ve sürüklenen av araçlarının deniz tabanında yaptığı tahribattır. Son yıllarda resmi otorite tarafından yürütülen deniz tabanında kalmış ağların temizlenmesi faaliyetlerinin sonuçlarına baktığımızda bu av araçlarının Gırgır ve Trol olduğunu görüyoruz. Denizden çıkarılan ağ kalıntılarının da %90'daazlasının bu av araçlarına ait olduğunu yayınlanan istatistiklerden biliyoruz. Bu durumun sebebi ülkemiz balıkçılarının dünya balıkçılığına yaptığı şalvarlı ağ modeli katkısıdır(!) İşin açıkçası ülkemizde kullanılan Gırgır ağlarının iki mapa arasının Trol gibi çalıştığıdır. Bir hocamızın dediği gibi artık ismini değiştirip GROL dememiz gerekmektedir.


İkincisi; adalar sahanlığının dip yapısının özgünlüğüdür. Paylattığım haritalara da görebileceğiniz gibi ada eteklerinden derinlere doğru uzanan resif alanları, sert kayalık dip yapısı ve bu yapı nedeni ile deniz yaşamının son derece canlı alanlar olmasıdır. Ve bu alanlar sadece balıkların yaşam alanı değildir. Bu yapılar, balıklar, omurgasızlar, yosunlar ve diğer organizmalar için barınma, beslenme ve üreme alanı sağlar. Yukarıda tarif ettiğimiz Gırgır av aracı bu alanların gerçek bir tahrip edicisidir.


Üçüncüsü; Büyükada'da kurşun burnu ve pınar burnu kıyısının doğalgaz boru hattı arasında kalan sahası, Heybeliada hasta hane altı diye tabir ettiğimiz sahasının açıkları ve Burgaz adası kalpazan kaya burnundan kınalı ada plajı açığına kadar uzanan saha (kısmen marta koyu dahil) küçük pelajiklerin neredeyse taşlara kadar sokularak kışı geçirmeye çalıştığı sahalardır. Yazının sonuna bu sahalarda sounder görüntüleri ekleyeceğim.



Resifler



Yasak alanın büyütülmesini neden ve nereye kadar istiyoruz?

Mavi alan mevcut sahayı kırmızı çizgi ile çevrilen alan büyütülme talebimizi gösteriyor



Bu yazının bizim açımızdan en önemli kısmı burasıdır. Bu konuda iki nedenimiz var.

Bunlardan birincisi mevcut sınırların (belki de Marmara'nın en değerli) resiflerini kısmen veya tamamen kapsam dışında bırakmasıdır. Bu alanlar; yasak alanın dışında kalan Sedef adasının doğusunda kıyıdan başlayıp açığa doğru uzanan kayalık alan ve büyük adanın arkasında kıyıdan başlayıp doğal gaz boru hattını bile bir miktar aşan kayalık alan. birincisi tamamen alanın dışındadır ikincisi ise resifin bir bölümünü dışarıda bırakmaktadır. Yazının sonunda bu alanda tutulan avların fotoğraflarını göreceksiniz.

Bizler alanın büyütülmesini basit ve çirkin bir husumetten dolayı savunmuyoruz koruma ve büyütmeyi. Yukarıda anlattığım gibi gerçek sebeplere sahibiz.


Ve bu konudaki en kritik tartışmaya geldik.

Son 2 senedir iklim değişikliğinin en can yakıcı sonuçları ile karşı karşıyayız. Akdeniz tropikleşirken Marmara giderek Kuzey Ege iklimine sahip olmaya başladı. Bunun başlıca sebebi deniz suyu sıcaklıklarındaki artış ve Karadeniz'in aldığı yağış miktarının azalmasıdır. Bu gelişmelere bağlı olarak da Marmara'nın yüzey tuzluluğu artmaya başlamış küçük pelajiklerin besin kaynağı olan başta planktonlar olmak üzere başlıca besin tuzları azalmaktadır. İstavrit balığının 2 senedir büyümemesinin muhtemel nedeni budur diye düşünüyorum. Bu durumun doğal sonucu ise Kuzey Ege'de Karadeniz suyunun azalması oldu. Bir kaç yıl Marmara'ya çıkan Uskumru ve Kolyozun ve yine bu türlerin peşine takılarak gelen Orkinosların da açıklaması bu olsa gerek. Bilimsel konularda ukalalık etmemek gerekir ve bunun farkındayım. Ama öte yandan bahsettiğim gelişmeler ve gözlemler de tek bana ait değildir.



Birkaç senedir Kuzey Marmara'da Fangri, Sinarit, Ahtapot, Kalamar avlıyoruz. Ve sonunda bu ay Orfoz balığı ile selamlaşmak mümkün oldu. Tüm bu türlerin av fotoğraflarını yazının sonuna ekliyorum. Unutmadan söyleyeyim Orfoz denize iade edilmiştir. Arkadaş yaşadıkları heyecanın etkisi ile salma anını fotoğraflayamadılar.


İşte tam bu nokta da soracağımız can yakıcı soru sudur. Ülkemizde kullanılan hali ile bu kayalık alanlarda Gırgır avcılığına izin verirsek bu türler buralarda tutunabilir mi?


Daha fazla kar için bu kıymetli habitatı yok etmeye değer mi?

Bizleri tehdit etmeyi bırakın.

Yapmanız gereken bizimle birlikte adalara sahip çıkmaktır.


Bizi daha fazla zorlamayın.


Yazıda bahsettiğim görseller




















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Darıca'da neler oluyor?

  Yolu kapatan belediye aracı. AB ülkelerinde belediyeler, küçük ölçekli balıkçılığı desteklemek amacıyla; küçük balıkçı barınakları, iskeleler, çekek alanları ve kıyı koruma yapıları gibi temel altyapıları kurmakta ve geliştirmektedir. Bu yatırımlar, Avrupa Birliği fonları (EMFAF) ile desteklenmekte ve yerel yönetimler tarafından etkin şekilde uygulanmaktadır. Küçük ölçekli balıkçılığın korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmalar ve son 15 yılda artan farkındalık çalışmalarına karşın, sahadaki koşulların iyileşmek yerine daha da kötüleştiği açıkça görülmektedir. Yerel esnafı, üreticiyi, küçük işletmeleri ve kooperatifleri desteklemek; aynı zamanda yerel kültürel mirası korumak belediyelerin temel ve yasal görevleri arasında olmasına rağmen, bu sorumlulukların bazı yerlerde açıkça ihlal edildiği görülmektedir. DARICA’DA KABUL EDİLEMEZ UYGULAMALAR Darıca’da, barınak projesi olarak başlatılan ancak projede belirtilen alan yerine farklı bir bölgede inşa edilen tekne parkının mend...

Adalar bölgesi için acil eylem çağrısı

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması konusunda onca kelam neredeyse yönetiminden akademisyenine sivil toplum örgütlerinden balıkçı örgütlerine kadar kelam etmeyen yok gibi. Lakin bu konuda "kalıcı ve gerçekçi" adımlar atılamıyor. Sanki önümüzde çözülmesi çok zor bir astrofizik problemi var ve biz bunu çözecek bilgi ve yeteneğe sahip değilmişiz gibi bir görüntü ile karşı karşıyayız.  Gerçekten böylemi? Gerçekten bu problemi çözecek bilgi ve beceriye sahip değil miyiz? Bu tartışmaları takip eden tüm taraflar bilir ki aslında ne önümüzde çözümü zor bir problem var karşımızda ne de yönetiminden akademisyenine kadar tartışmaların da çözümün de tarafı olanlar bilgisiz ve yeteneksiz kadrolardan oluşuyor. Bu konuda ki en büyük sorunumuz atılması gereken adımlarda cesaret eksikliği ve küçük ölçekli geleneksel balıkçıların son yıllarda içine düştüğü atalettir. Aya kalkmak ve mücadele etmek zorundayız. Kırmadan dökmeden onca yıldır sergilediğimiz yapıcı tutumu terk etmeden am...