Ana içeriğe atla
GELENEKSEL BALIKÇILIĞI YAŞATMA DERNEĞİ.
GEBALDER

Türk balıkçılığının 2000’li yıllarınbaşında girdiği kriz giderek derinleşmekte ve balıkçılığımız varlığını devamettireme me noktasına doğru hızla ilerlemektedir. Balıkçılık rejimimizin böyle devam edemeyeceği konusunda herkes hem fikir olmasına rağmen, çözümler tartışılmaya başlandığında ya da en azından acil önlemler konuşulmaya çalışıldığında bir ortak payda oluşturma konusunda hiç bir ilerleme sağlanamamaktadır. Sektörü temsil eden her balıkçı gurubu, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmekte ve kendi problemlerinin çözümlerini balıkçılık sorunlarının çözümleri olarak anlamaktadırlar. Son 3 yıldır yapılan her balıkçılık toplantısı, çatışmalar ve karmaşa ile son ermiş en küçük bir anlaşma bile sağlanamamıştır. Yine son 3 yıldır gerek idarenin iyileştirme girişimleri gerekse küçük balıkçı ve STK’ların reform talepleri karşısında direnen, bu direnişini de giderek sertleştiren bir "Endüstriyel Avcı Gurubu" ile karşı karşıyayız. Bu gurup, maddi güçleri, siyasalil işkileri, camiadaki psikolojik üstünlükleri ile her türlü reforma karşı direnme konusunda kararlı gözükmektedir. Yaşadığımız süreç giderek balıkçılık yönetimi içindeki duruşları netleştirmiş, resim bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.Canlı doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilirliğini savunan STK’lar ile “sucul kaynakların sürdürülebilirliği ve hakça paylaşımını” savunarak mücadeleye atılan küçük kıyı balıkçısı bu mücadelenin motor gücü olacaktır.
Mevcut durum geleneksel balıkçılığımızı ve doğal olarak küçük balıkçılık ekonomisini ve sosyo-ekonomik bir gurup olarak küçük balıkçıyı da yok etmektedir. Son 20 yıldır, Endüstriyel av takımları oğullara geçerek gelenekselliğini sürdürürken, küçük balıkçı av araçlarını ve mesleğini oğullarına devretmekten acizdir. Neredeyse hiç bir küçük balıkçı, çocuklarının balıkçı olmasını istememekte evlatları için başka çareler aramaktadır. Yılların umursamazlığı içinde kaderine terkedilmiştir. Bu memlekette balıkçılık sorunları diye yapılan tüm tartışmalar kirlilik,endüstriyel avcılar ve balık stokları ile sınırlı kalmış, akademik camiamızın bile ilgi alanları içinde kendine yer bulamamıştır. Balık stoklarında yükseliş sağlanırsa bunun bütün balıkçı guruplarına faydası olur anlayışı ile küçük balıkçı göz ardı edilmiş, ne zaman ki aşağıdan yukarıya doğru yükselmeye başlayan homurtu, hakça paylaşım taleplerine dönüşmüş, o zaman kıyı ve küçük balıkçılık kendine gündemde yar açmaya başlamıştır. Sorun sadece stokları korumak değildir, sorun “yönetimdeeşitlik-avcılıkta adalet” sorunudur. Bu sorun Türk balıkçılık tarihine “Sucul kaynakların hakça paylaşımı” ana lafzı ile girmiştir ve söküp atmaya da kimsenin gücü yetmeyecektir.
İçinde yaşadığımız dünya ve ülkemiz hızla değişmektedir, balıkçılığımızın ve küçük balıkçının bu değişimden etkilenmemesi, kendini bu değişimin çekim alanına kaptırması mümkün değildir.  Küçük balıkçı artık kendiyaşamından elde ettiği deneysel bilgiyi evrensel ve bilimsel parametrelerin süzgecinden geçirmeye ve kendi yol haritasını kendi çizmeye başlamıştır.
Balıkçılığın ıslahı ve yeni balıkçılık düzeni için yola çıkan küçük balıkçı bundan sonra ayrıntılar ve kısmi iyileştirmeler ile yetinemez. Küçük balıkçı varlığını devam ettirebilmenin yegane yolunu öğrenmiştir. Bu yol, üzerinde yaşadığı ve avcılık faaliyeti yaptığı “Geleneksel Kıyının korunması için mücadele” yoludur. En hassas eko sisteminvar olduğu kıyı üzerindeki her türlü baskıya karşı mücadele etmeden kıyıyıkoruyamayız. Kıyıyı koruyamazsak ta kendimizi koruyamayız. Varlığımızı devam ettirebilmenin tek yolu kıyının korunmasından geçmektedir. Denizlerdeki bu en hassas yaşam alanları ile küçük balıkçılığın kaderleri ortaktır. Kurduğumuz mantık basittir; kendimizi korumak için kıyı balıkçılığını korumak gerekir, kıyı balıkçılığını korumak içinde kıyının korunması gerekir.

Küçük balıkçı bu mücadele de kendini nasıl var edebilir?
Bu sorunun cevabı aynı zamanda neden dernekleşme, neden bağımsız örgütlenme sorusunun da cevabını içermektedir ve sorunun cevabı gayet basittir. Küçük balıkçı, balıkçılık rejimimiz içinde temsil edilememektedir ve idare tarafından gerçek bir paydaş değildir. Bu söylem bir eleştiri ya da sitemden kaynaklanan bir söylem değil ne yazık kibalıkçılık örgütlenmelerimizin bir gerçeğidir. Sırası ile kooperatiflerimiz ve birliklerimiz, endüstriyel avcı guruplarının, büyük balıkçıların baskısı altındadır. Talepler ya bulundukları yerlerde bastırılmakta ya da Ankara’ya doğru yaklaştıkça kaybolmaktadır. Mücadelenin en çok sertleştiği, küçük balıkçının sürdürülebilirlik için en çok mücadele ettiği yakın geçmişte bile durum değişmemiştir. Kooperatiflerimiz idari ve mali baskı altında günlük problemlerden başlarını kaldıramamış, gerek bulundukları yerlerde gerekse Ankara’da büyükbalıkçı baskısına direnememiştir.
Küçük balıkçının bu mücadelede ihtiyacı olan yegane güç kendi bağımsız örgütlenmesi ve o örgütlenme temelinde oluşacak bir birliktir. Aşağıdan yukarı doğru sağlanacak bir küçük balıkçı birliği hem “Sürdürülebilirlik ve hakça paylaşım mücadelesinin önünü açacak” hem de ağır koşullar altında varlığını devam ettirmeye çalışan ”küçük balıkçı kooperatiflerinin de en güçlü paydaşı" olacaktır.
Yazının metninde de anlaşılacağı gibi bu yazı dernekleşme girişiminin kamu oyumuza ilanıdır. Ege, Marmara ve Karadeniz bölgesindeki diğer dernekleşme girişimleri ile buluşarak ülke çapında bir küçük balıkçı temsiliyeti sağlamak için yola çıkan GEBALDER Şubat ayı ilk haftası içinde tüzel kişiliğini kazanarak camiamız içinde yerini alacaktır.


Dernek girişimi adına
Cengiz KAYA

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Darıca'da neler oluyor?

  Yolu kapatan belediye aracı. AB ülkelerinde belediyeler, küçük ölçekli balıkçılığı desteklemek amacıyla; küçük balıkçı barınakları, iskeleler, çekek alanları ve kıyı koruma yapıları gibi temel altyapıları kurmakta ve geliştirmektedir. Bu yatırımlar, Avrupa Birliği fonları (EMFAF) ile desteklenmekte ve yerel yönetimler tarafından etkin şekilde uygulanmaktadır. Küçük ölçekli balıkçılığın korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmalar ve son 15 yılda artan farkındalık çalışmalarına karşın, sahadaki koşulların iyileşmek yerine daha da kötüleştiği açıkça görülmektedir. Yerel esnafı, üreticiyi, küçük işletmeleri ve kooperatifleri desteklemek; aynı zamanda yerel kültürel mirası korumak belediyelerin temel ve yasal görevleri arasında olmasına rağmen, bu sorumlulukların bazı yerlerde açıkça ihlal edildiği görülmektedir. DARICA’DA KABUL EDİLEMEZ UYGULAMALAR Darıca’da, barınak projesi olarak başlatılan ancak projede belirtilen alan yerine farklı bir bölgede inşa edilen tekne parkının mend...

Adalar bölgesi için acil eylem çağrısı

Küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın korunması konusunda onca kelam neredeyse yönetiminden akademisyenine sivil toplum örgütlerinden balıkçı örgütlerine kadar kelam etmeyen yok gibi. Lakin bu konuda "kalıcı ve gerçekçi" adımlar atılamıyor. Sanki önümüzde çözülmesi çok zor bir astrofizik problemi var ve biz bunu çözecek bilgi ve yeteneğe sahip değilmişiz gibi bir görüntü ile karşı karşıyayız.  Gerçekten böylemi? Gerçekten bu problemi çözecek bilgi ve beceriye sahip değil miyiz? Bu tartışmaları takip eden tüm taraflar bilir ki aslında ne önümüzde çözümü zor bir problem var karşımızda ne de yönetiminden akademisyenine kadar tartışmaların da çözümün de tarafı olanlar bilgisiz ve yeteneksiz kadrolardan oluşuyor. Bu konuda ki en büyük sorunumuz atılması gereken adımlarda cesaret eksikliği ve küçük ölçekli geleneksel balıkçıların son yıllarda içine düştüğü atalettir. Aya kalkmak ve mücadele etmek zorundayız. Kırmadan dökmeden onca yıldır sergilediğimiz yapıcı tutumu terk etmeden am...

Hassas habitatları koruma ve adalar Gırgır avına kapalı saha üzerine!

  İstanbul Gırgır avcıları ara tebliğ döneminin yaklaşması ile birlikte yeniden hareketlendi. Ana başlıkları ise Gırgır avcılığına kapalı alanın tekrar avcılığa açılması. Başka talepleri de var. İstavrit balığı avlanma boyunun 11 santime düşürülmesi bunlardan birisi. Yayın organlarının bu sayısı ile birlikte merkezi ve siyasal ilişkileri üzerindeki lobi faaliyetlerini açık bir kampanyaya dönüştürdüler. İstanbul Gırgır avcılarının açılmasını istediği alan Kampanyayı iki slogan üzerine oturtmuşlar; Bu yasak bir işe yaramıyor. Bize yasaksa herkese yasak olsun. İki sloganda gerçeği yansıtmıyor ve samimiyetsiz. Yasağın işe yarayıp yaramadığını adalar çevresindeki dip hayatının iyileşip iyileşmediğine bakarak anlayabiliriz. Ama arkadaşlar temel av hedefleri olan pelajik balıklar üzerinden baktıkları için rahatlıkla gerçek olmayan iddialarda bulunuyorlar. Bu yazıda sahadaki dip balıklarının artışına ve tür çoğalmasına dair bilgiler ve görseller bulacaksınız. Yazının sonunda ...