2 Eylül 2022 Cuma

KADIN BALIKÇILAR ÜZERİNE




"Avlayanlar insanlar avlananlar aslanlar olduğu sürece av hikayelerini hep insanlar yazacaktır"

Afrika atasözü.

Tarih dediğimizde genellikle anlaşılan geçmişe dair olayların bilgi, belge, menkıbeler ve benzer kanıtlara dayanan olaylar ve olgular dizisinin anlatılması anlaşılır. Bu anlatım esasen doğru bir temele otursa da bir eksikliği içerir. Tarih aynı zamanda yapımında var olduğumuz ama (ve) dünden bu güne bu günden yarına bir bütünlüğün yani insanın hikayesinin bütünlüklü bir anlatımını içerir. Ve yine geçmişteki olaylar nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin yaşanılan anın ihtiyaçlarına uygun yeniden yorumlanır ve yorumlandıkça gerçekliğinden uzaklaşmaya başlar.
Balıkçılığın tarihi de bundan bağımsız değildir. Tüm kaynakları ile sömürdüğümüz sucul ekosistemin ve varlığı onun varlığına bağlı olan balıkçılığın tarihi de dün başka bu gün başka ve muhakkak yarın başka anlatılacak ya da yorumlanacak. Ama hakikat hiç değişmeyecek. Kalkınmacı politikalar canlı doğal kaynaklar üzerinden hedeflenen sermaye birikimi faaliyetlerinin bir enkazı bir mağduru olarak sucul ekosistem ve onunla beraber insanlık tarihi kadar eski kıyı toplulukları ve balıkçılığı.
Konumuza dönersek;Tarım ve küçük ölçekli balıkçılık ekonomisi neredeyse bütün dünyada aile ekonomisidir. Buna rağmen ve yine de kadının bu ekonomideki rolü emeğinin ekonominin aslı alanlarında değil ikincil üçüncül alanlarında değerlendirilmesine dayanır. Ataerkil toplumun cinsiyetçi bakış açısının doğal bir sonucudur bu.
Oysa bizim ülkemizden konuya baktığımızda bu bakış açısının ve tarih boyunca üretilen paradigmanın balıkçılık sektöründe parçalanmaya başladığına tanık oluyoruz. Ağırlıkla iç sularda olmak üzere küçük ölçekli balıkçılık faaliyetlerinde daha fazla kadınla karşılaşıyoruz. İşte yazıya tarih üzerine gönderme yapmamın sebebi de burada yatıyor. Yaklaşık son 20 yıldır daha fazla kadın balıkçı ile karşılaşıyor olmamızın bir sebebi olmalı ve biz bu sebebi ortaya koymalıyız diye düşünüyorum.
Kadın balıkçıların sayısındaki artış ile kıyı ekosisteminin ve buna bağlı olarak küçük ölçekli kıyı balıkçılığının trajik çöküşü arasındaki bağdır bu sebep. Kıyı ekosistemi tahrip oldukça küçük balıkçılık ekonomisi de tahrip olmuş ve buna bağlı olarak gelirlerde büyük düşüşler yaşamıştır. Hiç şüphesiz tek sebep bu tahribat değildir ama birincil ve etkili sebep kıyı ekosisteminin tahrip oluşudur. Küçük balıkçı teknelerinde ki çalışan yerini ailenin kadınana bırakmıştır.
Gelirlerdeki düşüşler kadını evinden mutfağından çıkarmıştır. Balıkçı ailesinin anası (kadını) ağın, paraketenin ve motorun başına geçmiş çoğunlukla kocası ile olmak üzere avcılıkta rol üstlenmeye başlamıştır.
Konunun incelenmesi tartışılması ve çalışılması gereken birçok yönü olduğu muhakkak ama ben küçük ölçekli balıkçılığın korunması ve sürdürülebilir balıkçılık mücadelesi açısından bakıyorum konuya. Böyle baktığımda da kadın balıkçıların gerek toplumsal farkındalık yaratmakta önemli potansiyelleri gerekse de artık organik bir parçası oldukları bu topluluğun geleceğine dair karar süreçler yapacakları katkılar nedeni ile önemli buluyorum.
Evinden çıkıp balıkçı teknesine gelen kadını kooperatife oradan da karar süreçlerine taşımanın yolunu bulmalı bunun alt yapısını inşa etmeliyiz. Tarih içinde bulunduğu anda devam ediyor. Nasıl yazılacağını belirleyecek olan bizim niyetimiz ve çabalarımız dır.
Kadın ve erkek balıkçılar birlikte bir tarih yazabiliriz ve daha da önemlisi yazmalıyız.
Kenan KEDİKLİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder