21 Kasım 2022 Pazartesi

21 Kasım dünya balıkçılık günü üzerine

 

Nayloncu geldi hanım ...

Yaşı benim yaşıma yakın olanlar hatırlayacaklardır. Çocukluğumuzda nayloncular vardı. Sokak sokak gezelerler evlerdeki kullanılmayan bakır veya sarı ev eşyalarını naylon leğenler ve kovalarla takas ederlerdi. Hala hatırlıyorum “nayloncu geldi hanım” diye sokakları çınlatan nidalarını.

Giderek naylon eşyalar metal eşyaların yerini aldı ve artık evlerde naylon gereçler ile takas edilecek eşya kalmadı. Kalanlar ise antika statüsünde olduğu için çok değerli hale geldi.

Yine aynı çağlarda naylon eşya yoksulların düşük fiyatları nedeni ile rağbet ettiği malzemelerin başında geliyordu ve naylon eşya kullanımı bir sosyoekonomik göstergeydi. Bu nedenle de aynı dönemlerde “naylon” bir aşağılama sıfatı idi.

Bu yılın “Dünya küçük ölçekli geleneksel balıkçılık ve aile yetiştiriciliği yılı” ilan edilmesi ve yine 21 Kasım tarihinin de “Dünya Balıkçılık Günü” olması sebebiyle sosyal medya üzerinde dolaşan mesajlar bana çocukluğumun “nayloncu geldi hanım” diye bağırışlarını hatırlattı. Önce büyük ölçekli yetiştiriciler ve yine büyük ölçekli avcılar “küçüklerin elinden farkındalık yılını” almaya kalktılar şimdi de aslında 21 Kasım örtülü içeriğine itiraz etmesi gerekenler bilerek ya da bilmeden modaya uyup 21 Kasım kutlamaları veya etkinliklerini 21 Kasım atıfları ile yapmaya başladılar.

Sosyal medyanın sokaklarında “nayloncu geldi hanım” diye bağırıyorlar bugün.

Ben yetiştiricilerin bu girişimlerini fotoğraf çektiren bir grubun arasına girip karede yer almaya çalışan tiplere benzettim hep. Geçmişte bu bana epeyce komik gelirdi. Ama geçmiş geçmişte kaldı. Günümüzde ise küçük pelajiklerin tüm dünyada halkın mutfağından peyder pey çekilip “yetiştiricilik sanayinde bir ham maddeye dönüştürenler” ve onların çirkin rekabetleri karşısında itiraz etmeleri gerekenlerin bu koroya katılmalarını trajik buluyorum.

Bu yazıyı yazmaya iki şey sebep oldu.

Biri ticari balıkçılığı ve balıkçıyı “ticari” kelimesine “öteki” anlamı yükleyenlerin önce “2022 küçük ölçekli balıkçılık yılını” meze etmeleri ve bu gün de aslında 21 kasımın günümüzdeki anlamına itiraz etmeleri gerekirken 21 Kasım’ı meze etmeleri ve Tarihsel olarak bir geleneksel balıkçı şehri olan İstanbul Bölgesi Balıkçı Kooperatifleri Birliğinin  2022 etkinlikleri ile 21 Kasım’ birleştirerek “naylondan bir toplantı” düzenlemesidir. Üstelik bu birlik kelimenin gerçek anlamı ile bir küçük balıkçı örgütüdür.

Toplantı programına baktığımızda çok sayıda konuşmacı listesinin içinde tek bir küçük ölçekli balıkçı ismi göremiyoruz. Siyasiler var, bürokratlar var, akademisyenler var ve büyük ölçekli balıkçı var ama tek bir küçük ölçekli balıkçı yok.

Peki toplantıda konuşulacak konuların içinde küçük ölçekli geleneksel balıkçı var mı?

Tabi ki yok.

Programın tek oturumunun başlığı Balık ve Balıkçının Sürdürülebilirliğine Bilimsel Bakış” olarak belirlenmiş. Hal böyle olunca bu tek oturumundaki konuşmacılar arasında küçük ölçekli balıkçılık çalışan bir akademisyen de yok. Belki tek Adnan hoca var ama oda bu küçük balıkçı denilen ve nesli tükenen kuşun ne olduğundan habersiz.

Haksızlık etmeyelim.

Küçük ölçekli balıkçının adı tek bir satırda var.

Öğle yemeğinde “küçük ölçekli balıkçıların tuttuğu palamutları ikram edeceklermiş.

İnsanın aklına “yalancının ….” diyesi geliyor.





30 Ekim 2022 Pazar

6 Kasım (boğazda avcılık) rezaleti üzerine

 

6 Kasım (boğazda avcılık) rezaleti üzerine



Poyrazköy Su Ürünleri Kooperatifinin Denizcilik Genel Müdürlüğüne İstanbul Boğazında Balık avcılığının serbest bırakılması için yaptığı başvuru ülke tarihine geçecek bir cevap ile kısmen kabul edildi. İlk bakışta mesele kaynakların korunması ve sürdürülebilir balıkçılık açısından dikkat ve tepki çekse de esasında gerek kooperatifin başvurusu gerekse de ilgili müdürlüğün cevabi yazısı çok daha derin bir tehlikenin kapıya dayandığının habercisiydi.

Bu tehlike küçük ve basit kurnazlıklar Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün balıkçılık yönetimindeki yetki alanının ve balıkçılık ile ilgili mevzuatın devre dışı bırakılması tehlikesidir.

Anlatayım;

Ülkemizde balık avcılığının yönetiminin yetki ve görevleri Tarım Bakanlığındadır. Ulaştırma Bakanlığı veya başka bir bakanlık bu alanda ne karar alıcı nede icracı değildir. Bu nedenle yazıya verilmesi gereken resmi cevap “muhatabınız ben değilim” olmalıydı. Lakin Denizcilik Genel Müdürlüğü böyle yapmak yerine tamam bir günlüğüne kapatıyorum boğazı diyor. Tuhaflık (veya kurnazlık) işte tamda bu noktada başlıyor. Bu yazı ile Boğazlar Trafik Ayrım Düzeni içinde avcılık yapmak mümkün değil. Sebebi ise gayet basit balık avcılığını düzenleyen ve her 4 yılda bir yayınlanan tebliğl (5/! Sayılı) “Marmara denizi yer yasakları

Madde 6

Ö) İstanbul ve Çanakkale boğazlarında trafik ayrım şeridinde su ürünleri avcılığı yasaktır.” Diyor.



Uzatmadan net bir şekilde söyleyeyim. Boğazda avcılık için ya “boğazlar tüzüğünün değişmesi ya da 5/1 sayılı tebliğin tashih edilmesi gerekmektedir. Bunlar yapılmadan trafik ayrım şeridinde yapılacak her avcılık yasa dışı olacaktır.

İşte yazının başında bahsettiğim derin tehlike budur. Tehlike Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün ve balıkçılık mevzuatlarının tuhaf kurnazlıklarla devre dışı bırakılması tehlikesidir.

Bu duruma itiraz etmesi gerekende en başta Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğüdür.

Şimdi yapılması gereken (5/1 sayılı tebliğ ortada durduğuna göre) resmen ve alenen ilan edilen bu yada dış avcılığın engellenmesidir.

Gerek Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün gerekse de İstanbul Su Ürünleri Şube Müdürlüğünün 6 Kasım tarihinde ne yapacağını hep birlikte göreceğiz.

Ben bu kepazeliğe izin vermeyeceklerini umuyorum.

2 Eylül 2022 Cuma

KADIN BALIKÇILAR ÜZERİNE




"Avlayanlar insanlar avlananlar aslanlar olduğu sürece av hikayelerini hep insanlar yazacaktır"

Afrika atasözü.

Tarih dediğimizde genellikle anlaşılan geçmişe dair olayların bilgi, belge, menkıbeler ve benzer kanıtlara dayanan olaylar ve olgular dizisinin anlatılması anlaşılır. Bu anlatım esasen doğru bir temele otursa da bir eksikliği içerir. Tarih aynı zamanda yapımında var olduğumuz ama (ve) dünden bu güne bu günden yarına bir bütünlüğün yani insanın hikayesinin bütünlüklü bir anlatımını içerir. Ve yine geçmişteki olaylar nasıl gerçekleşirse gerçekleşsin yaşanılan anın ihtiyaçlarına uygun yeniden yorumlanır ve yorumlandıkça gerçekliğinden uzaklaşmaya başlar.
Balıkçılığın tarihi de bundan bağımsız değildir. Tüm kaynakları ile sömürdüğümüz sucul ekosistemin ve varlığı onun varlığına bağlı olan balıkçılığın tarihi de dün başka bu gün başka ve muhakkak yarın başka anlatılacak ya da yorumlanacak. Ama hakikat hiç değişmeyecek. Kalkınmacı politikalar canlı doğal kaynaklar üzerinden hedeflenen sermaye birikimi faaliyetlerinin bir enkazı bir mağduru olarak sucul ekosistem ve onunla beraber insanlık tarihi kadar eski kıyı toplulukları ve balıkçılığı.
Konumuza dönersek;Tarım ve küçük ölçekli balıkçılık ekonomisi neredeyse bütün dünyada aile ekonomisidir. Buna rağmen ve yine de kadının bu ekonomideki rolü emeğinin ekonominin aslı alanlarında değil ikincil üçüncül alanlarında değerlendirilmesine dayanır. Ataerkil toplumun cinsiyetçi bakış açısının doğal bir sonucudur bu.
Oysa bizim ülkemizden konuya baktığımızda bu bakış açısının ve tarih boyunca üretilen paradigmanın balıkçılık sektöründe parçalanmaya başladığına tanık oluyoruz. Ağırlıkla iç sularda olmak üzere küçük ölçekli balıkçılık faaliyetlerinde daha fazla kadınla karşılaşıyoruz. İşte yazıya tarih üzerine gönderme yapmamın sebebi de burada yatıyor. Yaklaşık son 20 yıldır daha fazla kadın balıkçı ile karşılaşıyor olmamızın bir sebebi olmalı ve biz bu sebebi ortaya koymalıyız diye düşünüyorum.
Kadın balıkçıların sayısındaki artış ile kıyı ekosisteminin ve buna bağlı olarak küçük ölçekli kıyı balıkçılığının trajik çöküşü arasındaki bağdır bu sebep. Kıyı ekosistemi tahrip oldukça küçük balıkçılık ekonomisi de tahrip olmuş ve buna bağlı olarak gelirlerde büyük düşüşler yaşamıştır. Hiç şüphesiz tek sebep bu tahribat değildir ama birincil ve etkili sebep kıyı ekosisteminin tahrip oluşudur. Küçük balıkçı teknelerinde ki çalışan yerini ailenin kadınana bırakmıştır.
Gelirlerdeki düşüşler kadını evinden mutfağından çıkarmıştır. Balıkçı ailesinin anası (kadını) ağın, paraketenin ve motorun başına geçmiş çoğunlukla kocası ile olmak üzere avcılıkta rol üstlenmeye başlamıştır.
Konunun incelenmesi tartışılması ve çalışılması gereken birçok yönü olduğu muhakkak ama ben küçük ölçekli balıkçılığın korunması ve sürdürülebilir balıkçılık mücadelesi açısından bakıyorum konuya. Böyle baktığımda da kadın balıkçıların gerek toplumsal farkındalık yaratmakta önemli potansiyelleri gerekse de artık organik bir parçası oldukları bu topluluğun geleceğine dair karar süreçler yapacakları katkılar nedeni ile önemli buluyorum.
Evinden çıkıp balıkçı teknesine gelen kadını kooperatife oradan da karar süreçlerine taşımanın yolunu bulmalı bunun alt yapısını inşa etmeliyiz. Tarih içinde bulunduğu anda devam ediyor. Nasıl yazılacağını belirleyecek olan bizim niyetimiz ve çabalarımız dır.
Kadın ve erkek balıkçılar birlikte bir tarih yazabiliriz ve daha da önemlisi yazmalıyız.
Kenan KEDİKLİ

31 Ağustos 2022 Çarşamba

Yeni sezon başlarken.

 

Yeni sezon başlarken.

Her ne kadar bu gece saat 12:01 de başlayacak olan Gırgır ve Trol avcılığı sezonu olsa da toplumsal olarak “genel bir av sezonu” olarak algılandığını ve kabul gördüğünü biliyoruz.

Ben tarımın başladığı bölge olarak gördüğüm Anadolu coğrafyası ve Mezopotamya’nın hasat şenlikleri olarak görür ve bu toplumsal algıya kendimce katılırım. Tarım, hasat ve şenlikler birbirinin ayrılmaz parçaları oldu tarih boyunca.  

Bu yazının amacı hasatlar ve şenlikler değil. Nasıl bir sezona giriyoruz ve bu sezonun tüketici ve balıkçılar açısından nasıl bir sezon olacağıdır.

Ege’deki durum hakkında çok bilgim yok. 

Karadeniz ve Marmara’daki durum ise şöyle;

Karadeniz’de üreme sezonu boyunca görülen işaretler Palamut açısından bol bir sezon yaşanacağını gösteriyor. Buna rağmen bu büyük stokun ava nasıl yansıyacağı ya da pazara ne kadarının çıkacağı iklimsel koşullara bağlı olacak. Erken ve hızlı bir göçün av miktarlarını düşüreceğini unutmamak lazım. Lüfer konusunda şimdilik heyecan uyandıracak işaretler yok diyebiliriz. Baz bölgelerde küçük balıkçı tarafından 30-40kg civarı dışında avlanmış balık haberi yok. Karadeniz Hamsi ‘si ise Palamut ’un aşırı bol olduğu yıllarda büyük miktarlarda av vermez. Sebebi ise hepimizin bildiği gibi büyük Palamut sürüleri tarafından beslenmedeki başat tür oluşudur. Yani Karadeniz’in Hamsi’si Karadeniz’in Palamut ’una dönüşecek. Genel kural carnivor türlerin çok olduğu yıllarda küçük pelajiklerin az olacağıdır.

Marmara’da ise şimdilik biraz ince olsa da yerli Hamsi’nin çok olduğudur. Ve yine ince bir İstavrit sürüler halinde açık sularda varlığını sürdürüyor.

Yani medya her ne kadar bereketli sezon muştulayan manşetler atsa da durum çok parlak değil. Son birkaç yıldır sizlerin de bildiği gibi esasen alt gelir düzeyine sahip sınıfların besin kaynağı olan Hamsi İstavrit vb. türler birkaç senedir varsıl sofralarına ve balık restoranlarının menülerine girmiş bulunuyor.

Tüketici açısından ise sezon pek parlak görünmüyor.

Ülkemizde gıda fiyatının arz ve talep dengesine bağlı olarak (ve tabi ki komisyoncu etkisini unutmadan) belirlendiği tek besin balıktır. Geçen yıla göre çok aşırı yükselmiş mazot fiyatları bu yıl filonun sezonun tamamında avcılık yapmasına izin vermeyecek gibi görünüyor. Bu artan maliyetler karşısında filoyu ayakta tutabilecek tek şey balıkçılık gelirlerinde adil paylaşım konusunda önlem almak olabilirdi. Lakin ne yazık ki ülkemizde bu konu tartışılmadığı gibi tartışılmakta istenmiyor. Her şey Palamut ’tan ne kadar kazanılacağına ve bu gelirin nasıl dağılacağına bağlı.

Tüketicinin sofrası da bu denklemin nasıl çözüleceği de.

Yani bu sezonda da aynen son yıllarda olduğu gibi;

  • Yakıt tedarikçileri
  • Kutu imalatçıları
  • Komisyoncular
  • Buzhane sahipleri
  • Balık nakliyecileri
  • İşlemeciler kazanacak.

Balıkçının ne kazanacağı ve tüketicinin (yoksul sınıfların) ne yiyeceği ise meçhul.

Rasgelsin

Bereketli olsun

Hayırlı olsun

 

 

 

25 Ağustos 2022 Perşembe

Yeniden amatör balıkçılık tartışmaları üzerine.

 

Yeniden amatör balıkçılık tartışmaları üzerine.

“Bundan yaklaşık 9 sene önce SAD Sorumlu Amatör Balıkçılık projesi için bir araya geldiğimizde uzun uzun Amatör Balıkçılık kavramının günümüzde yeterli olmadığını tartıştık ve kaba hatları ile de olsa Sorumlu Amatör Balıkçılık kavramının sürdürülebilir balıkçılık mücadelesinin ihtiyaçlarına daha uygun olduğuna karar vermiştik. Amatör balıkçılıkta genel yaklaşımın balığı satmamak ve kurallara uygun avlanmakla sınırlandırılmasının sakıncalarından uzun uzun söz etmiştik.

Toplantıya Ankara’dan gelen Serkan İnanç ve rahmetli Ayhan Şimşek (özlemle anıyorum) bu toplantıya gözlemci sıfatı ile gelmişlerdi. Kaş toplantısı sonrasında ise OLTACIDER proje paydaşı olarak devam etti. Bu açıklamayı bu tartışmalar sanki dün başladı ve bizler birbirimizi yeni tanıyor ve söylediklerimizi ilk defa duyuyoruz zannına kapılmayı önlemek için yapıyorum.

Biz o zamanlardan beri mevcut amatör balıkçılık tarifinin yeterli olmadığını logaritmik büyüyen bir amatör avcı kitlesinin olduğunu ve sorumlu amatör avcıların bu kitle içinde giderek görünmez ve duyulmaz hale geldiğini yıllarca önce konuşmuştuk.

Bu proje kişisel olarak benim hayatıma da iç su avcılarını tanımak onlar ile arkadaşlık kurmak açısından zenginlik katmıştı. Amatör avcılık benim (küçük ölçekli balıkçı olmam sebebi ile) faaliyet alanım olmadığı ve zaten dışarıdan örgütlemenin de doğru olmaması sebebi ile açık alanda konuştuğum bir konu hiç olmadı.

Ben ekosistemin korunmasından çıkarı olan iki balıkçı grubunun yani amatörler ve küçük ölçekli balıkçıların ayrı durup birlikte mücadele etmesi gerektiği fikrini uzun yıllardır savunan birisiyim. Ve hala bu fikrin yegane doğru fikir olduğuna inanıyorum”

Amatör balıkçılık terimi içinde bulunduğumuz durumu açıklamaya yetiyor mu?

Amatör Balıkçı: Amatör balıkçılık, kişinin birincil gıda ihtiyacını gidermeyen deniz canlılarının, genellikle ihraç, yerel ya da karaborsa gibi ticari amaçlar olmadan avlanmasıdır. Rekreasyonel balıkçılık ve geçimlik balıkçılık arasındaki ince çizginin belirlenmesi genellikle güçtür. Diğer taraftan, amatör balıkçılık yaparak geçim kaynakları yaratmak, aradaki bu ince çizgiyi belirgin biçimde aşmaktadır. Dünya genelinde en yaygın rekreasyonel balıkçılık tekniği, olta avcılığıdır ve bu nedenle rekreasyonel balıkçılık, sıklıkla rekreasyonel olta avcılığı ile eş anlamlı olarak kullanılır

(EIFAC ve FAO)

Yukarıdaki tanım FAO tarafından kabul gören güncel tanımdır. Elbette ülkeden ülkeye avcılık yöntemleri ve kültürü değişiktir. Mesela “Nafaka balıkçılığı” denilen ne amatör ne de ticari balıkçılık kapsamında olmayan balıkçılık türü ABD, Kanada ve bazı kuzey Avrupa ülkelerinde mevzuatlarda kendisine yer bulmuştur. Tarihsel bir kıyı topluluğu beslenmek amaçlı kotalara sahiptir. Kendisine verilen kota miktarı kadar avlarlar ve tütsüleyip sert kış koşulları boyunca beslenme ihtiyaçlarını karşılarlar.

İşte FAO bu ve benzer avcılık türlerinin satış yapılmasa da amatör avcılık olmadığını daha da ileri giderek “kişinin birincil gıda ihtiyacını gidermeyen” amaçlı avcılığı da amatör kapsamından çıkarmıştır. Üstelik bu yaklaşım doğru bir yaklaşımdır.

Bunları beslenme amaçlı nafaka balıkçılığına karşı söylemiyorum tam aksine ben savunan birisiyim. Bu alanda daha sıra dışı fikirlerim de var lakin bu yazının kapsamı dışında kaldığı için değinmeyeceğim.

“Amatör balıkçıların tuttukları balığa, avcılık yaptıkları çevreye, geleneksel balıkçılara ve mevcut kural ve düzenlemelere karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi hem kendilerine hem de ekosistem ve topluma zarar verir. Bu nedenlerle, yeni bir amatör balıkçılık yaklaşımı benimsenmelidir. Bu yaklaşım,

tüm ekosistemi dikkate alan ve amatör balıkçılık faaliyetinin yönetimine olanak sağlayan bir yapıda olmalıdır. Asıl önemlisi, amatör balıkçılıkta davranış değişikliği yaratılmasına odaklanmalıdır. Temel amaç, sürdürülebilir ekosistem, sürdürülebilir bir amatör balıkçılıktır. Bu ana hedef içinde mevcut amatör balıkçılık ve amatör balıkçı kavramlarını gözden geçirmek belki de yeniden tanımlamak

gerekebilir. İşte bu proje ile ortaya çıkan “sorumlu amatör balıkçılık” ve “sorumlu amatör balıkçı” kavramları bu ihtiyacı karşılamak için geliştirilmiştir ve bu kitabın da konusunu oluşturmaktadır.”

Sorumlu Amatör Balıkçılık Kitabı

Yukarıdaki alıntı birlikteki çabalarımızın ürünü olan bir kitaptan alınmıştır.

Kavramlar veya her kavram içinde bulunduğumuz çağın üretim/paylaşım ilişkilerine ve ihtiyaçlarına göre değişir ve anlam kazanır. Örneğin “Geleneksel Balıkçılık” terimi günümüzde yerini (Small scale fisheries) “küçük ölçekli balıkçılık” terimine bırakmaya başlamıştır. Uluslararası literatürde eko sistem üzerinde ki etkisi ise (low impackt fisheries) düşük etkili balıkçılık olarak tarif edilmektedir.

Bütün bunları şundan anlatıyorum;

Kendisini amatör olarak tanımlayan çok büyük bir kitle var ve siz bize onlar amatör değil diye serzenişte bulunuyorsunuz. Uzun bir forumlar dönemi yaşadınız (oralarda güzel işler yaptığınıza şahidim) sonra dernekler ve federasyonlar geldi ve eş zamanlı olarak sosyal medya. İşta ta burası zurnanın zırt dediği yer oldu. Sizler amatör balıkçılık camiasının bilinç olarak öncüleri fikir/bilgi anlamında ise akil insanlarıydınız. Neden kendinizi bu kitleden ayırmak ve o kitle içinde faaliyet yaparak onları günümüzün ihtiyacı olan “sorumlu amatör balıkçılık” fikrine kazanmaya çalışmadınız. Arka bahçenizde faaliyet yapmak bizim işimiz mi yoksa sizin işimiz mi?

Bana kırılmayın ve aynı zamanda samimiyetime de güvenin.

Birileri kendini görünür kılmak ya da yaptığı hataları örtmek için yaratmaya çalıştığı kepazeliği muhatap alacak birisi değilim. Yıllardır tartışmadığım amatör balıkçılık konusunu şimdi tartışma sebebim birlikte mücadele etmesi gereken iki grubu kutuplaştırarak aradaki mesafenin daha da açılmasına sebep olacak olmasıdır.

Tabi ki bir de Tarık Ersal’a derli toplu bir cevap verme amacım var.

Günümüzde durum nedir?

9 yıl önce sorumlu amatör balıkçılık projesi kapsamında tartışmaya başladığımızda ülkede 2.000.000 civarı amatör balıkçı olduğunu konuşuyorduk. Aradan 9 yıl geçti nüfusun artış oranından daha yüksek bir hızla arttı amatör avcı sayısı. Bu duruma bir de yaşadığımız pandemi süreci eklenince parası olanlar orta sınıflar kendilerini denize atmaya başladı. Sadece benim bulunduğum semte artan tekne sayısı yaklaşık 500 adet. Denizi bilmeyen, balığı tanımayan (üst üste 10 balık ismi sayamazlar) bir insan kalabalığı denize aktı. Kıyı şeridinde ki avcılık bundan farklı değil. İstanbul şehrinin Marmara’ya bakan kısmında neredeyse doldurularak rıhtıma dönüştürülmeyen yer yok gibi. Avcılık bir yana kent yaşamı açısından da ciddi sorunlar ile karşı karşıya şehir. Her yüzlerce kurşun yada iğne yaralanması oluyor boğazda. Kıyı bandı bu avcılık nedeni ile zaman zaman yürüyüş yapmanın bile mümkün olmadığı hale geliyor.

Önceleri Ege’ de başlayan ilerleyen zamanda Marmara’ya yayılan balıkçılık turizmi tam bir felakete dönüşmüş durumda. Bırak sürdürülebilir balıkçılık taleplerini denizde can ve mal tüzüğünü bile ihlal ediyorlar. Su altı lambaları bilinçsizce (yada bencilce) yasalara aykırı kullanılıyor. Ege’de her hangi bir balıkçılık turizmi yapan bir tekneyi rahatlıkla gözmen kaçakçısı zannedebilirsin. Üzüm salkımı gibi geçiyorlar önümüzden.

Amatör avcıdan bahsediyorsak bir işi gücü olan hafta da bir iki gün balık tutmaya giden birinden bahsediyor olmamız gerekmez mi. Elbette bu durumda çok balıkçı var ama gel gör ki kıyı bandından senenin ortalama 200 günü balık tutan (hatta satmayan) oralarda çeteleşen. Egemenlik kurup zaman zaman haftada bir iki gün balığa gelen insanları bile en hafif deyimi ile tedirgin eden büyük bir kitle oluşmuş durumda.

Yasa dışı avcılık, kural dışı avcılık, plansız avcılık, aşırı avcılık vb. konulara girmiyorum. Bu sorunları tartışacak ve çözüm arayacak ne iletişimimiz ne de ortak bir platformumuz var.

Sosyal medya üzerinde yapabileceğimiz tek şey ise sidik yarıştırmaktır ve ben fena işemem.

Bu sorunların içinde avlak, kıyı paylaşımı ve denizdeki yaklaşımlar yoktur. Sayfalarca yazacak sorun tartışma ambarında durmaktadır.

Talep açık ve basittir.

Amatör avcılık yönetilecek mi yönetilmeyecek mi?

Kıyı ekosistemi korunacak mı korunmayacak mı?

Denizde güvenlik sağlanacak mı sağlanmayacak mı?

Kıyı bandındaki çeteleşmeler ortadan kaldırılacak mı kaldırılmayacak mı?

Bu kadar açık ve basit.

Siz kabul etseniz de etmeseniz de bunlar amatör balıkçılardır. Kendinizi bu kitleden ayırmak istiyorsanız (gereklerini yerine getirmek koşulu ile) “size uygun düşecek tanım “sorumlu amatör balıkçıdır.

Sizleri kızdırmak pahasına son bir cümle ile bitireceğim.

Denizlerdeki “amatör balıkçılık sorunu” Ankara’nın bozkırından (devasa büyülüğüne rağmen) görülemez.

Rasgele …

Kenan

23 Ağustos 2022 Salı

Bir bardak suda fırtına koparmak!

 

Bir bardak suda fırtına koparmak!

Yaklaşık 1 aydır neredeyse tamamı iç sularda olan ve neredeyse tamamı sadece “amatör avcılık faaliyetleri” ile kendini sınırlamış olan federasyon ve dernekler (çoğul kullandığıma bakmayın aslında büyük bir kitleyi temsil etmiyorlar) agresif bir şekilde etrafa saldırıyorlar.

Örgüt merkezlerinden başlayan bu saldırılar en tepede sert protestolar şeklinde bir görünümlü olsa da tabana doğru yayıldıkça çirkinleşiyor. Sosyal medyada ötekileştirme, aşağılama ve hakaretler gırla gidiyor. En yukarıdan başlayan bu saldırılar tabanda bir linç kampanyasına dönüşüyor.

Benim tartışmak istediğim konu işe bu çirkin kampanyadan çok (bu yöntem sadece kendilerine zarar verecek) “sürdürülebilir balıkçılık mücadelesinde gerçek paydaş olan (olması gereken) iki grubun arasında bir düşmanlık inşa etme çabalarıdır. Bu çabaların tek bir sonucu olabilir o da kutuplaşma. Kutuplaşma ise bu yapıları büyütmez sadece etrafındakileri (dar bir kitleyi) kemikleştirir. Oysa bizim ihtiyacımız olan şey öznesi canlı doğal kaynakların korunması olan amatör ve küçük ölçekli balıkçıları ayrı duran birlikte vuran yapılar haline getirmektir.

Aşağıda “sürdürülebilir bir balıkçılık yönetiminin ” sac ayağı olan 3 temel ilkeyi ve ülkemizdeki durumu anlatmaya çalışacağım. Ve neredeyse küçük bir kitap konusu olan bu meseleyi tek bir yazının içinde yapmaya çalışacağım. Çünkü gerçekten sürdürülebilir balıkçılık için mücadele ediyorsanız var olmanız ve faaliyet yapmanız gereken yer burasıdır.

IUU illegal plansız ve kayıt dışı avcılık.

Yasadışı, bildirilmeyen ve düzenlenmemiş (IUU) balıkçılık, balıkçılığın sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesine yönelik ulusal ve bölgesel çabaların yanı sıra deniz biyoçeşitliliğini koruma çabalarını baltalama potansiyeli nedeniyle deniz ekosistemlerine yönelik en büyük tehditlerden biri olmaya devam etmektedir. IUU balıkçılığı, özellikle etkin izleme, kontrol ve gözetim (MCS) için kapasite ve kaynaklara sahip olmayan gelişmekte olan ülkelerdekiler olmak üzere, yozlaşmış yönetimlerden yararlanır ve zayıf yönetim rejimlerinden yararlanır. ÖBÜ balıkçılığı her tür ve boyuttaki balıkçılıkta bulunur; hem açık denizlerde hem de ulusal yargı yetkisi dahilindeki alanlarda meydana gelir, balığın yakalanması ve kullanılmasının tüm yönleri ve aşamalarını ilgilendirir ve bazen organize suçla ilişkilendirilebilir. İyi niyetli balıkçıların yararlanabileceği balıkçılık kaynakları, IUU balıkçılığı tarafından ortadan kaldırılıyor, Bu, gelişmekte olan ülkelerdeki küçük ölçekli balıkçılığın özellikle savunmasız olduğunu kanıtlayarak, yerel balıkçılığın çöküşüne yol açabilir. IUU balıkçılığından elde edilen ürünler, denizaşırı ticaret pazarlarına girerek yerel gıda arzını kısıtlayabilir. IUU balıkçılığı bu nedenle geçim kaynaklarını tehdit eder, yoksulluğu artırır ve gıda güvensizliğini artırır.

Balıkçılığın sürdürülebilirliğinin (gelecekte de balıkçılık yapabilmenin) tek yolu kaynakların korunmasına bağlıdır. Balıkçılık politikalarının oluşması için faaliyet gösteren başta FAO olmak üzere çok sayıda örgüt ve yıllarca süren deneyimler sonucunda bunun tek yolunu avı planlamak, avı ve avcıyı kayıt altına almak ve kuralların dışına çıkılarak yapılan avcılığın engellenmesi olduğuna karar vermişlerdir.

Ülkemiz ise bu 3 sorunlu alanda mehter takımı gibi ağır ve ileri geri ilerleyişlerle hareket etmektedir. Ve yine ne yazık ki sürdürülebilir balıkçılıktan bahseden balıkçı örgütleri (son yıllarda küçük balıkçı kooperatiflerinde bir bilinçlenme olsa da) ve Sivil Toplum grupları/örgütleri ya samimiyetsizlikten ya da bilgi ve bilinç eksikliğinden bu temel meseleyi sürekli bir biçimde ıskalamakta ve topu boş sahaya çekerek tribünlere oynuyormuş görüntüsü vermektedirler.

Biz IUU’ya dönelim.

İllegal balıkçılık;

Ülkemizde son 10 yılda önemli adımlar atılmış ve Su Ürünleri Kanunun güncellenmesi ile birlikte hukuki zeminde ciddi bir hamle yapılmıştır. Lakin saha da etkin denetim konusunda aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Ne yazık ki tarım il teşkilatlarımız kadro ve alt yapı olarak yetersizdir. Yaklaşık 8.000km kıyısı olan bir ülkede onlarca görevi olan Sahil Güvenlik ve sayısı yok denecek düzeyde olan ve yine onlarca ek görevi olan il müdürlükleri/taşra teşkilatı personeli ile bu işin altından kalkılamaz. Yasa dışı avcılıkla mücadele tüm balıkçılık yönetimlerinin kara deliğidir desek abartmış olamayız. Bundan sonra bahsedeceğim plansız avcılık konusunun ayrılmaz ve en önemli parçasıdır.

Plansız avcılık.

Avcılığı kaynakları koruyarak yönetmek istiyorsanız yapmanız gereken avcılığı planlamaktır. Denizlerdeki türleri ve stok büyüklüklerini bilmek, avcı sayısını bilmek, hassas alanları ve korumadaki öncelikleri belirlemek ve hangi türün ne büyüklükte avlanacağına karar vermek.

Ne yazık ki ülkemiz bu konuda da henüz yolun başında. Yeni kanun ile planlama konusunda idari bir esnekliğe kavuşsa da uygulama konusunda ciddi eksiklikler ve zorluklarla karşı karşıya. Planlamanın temeli stok ölçümü ve kayıttır. Ve yine o stok üzerinde faaliyet yapan avcı gruplarının av kapasitelerinin tespit edilmesi gerekir. Bu saydıklarımın içinde sadece ticari avcılık yapanların sayılarını biliyoruz. Tekne sayısı “filo eksiltme projesi” kapsamında azalsa da groston ve makine gücü olarak filo sürekli büyüyor. Gırgır motorlarının boyları aynı kalsa da av aracı taşıma kapasiteleri, balık taşıma kapasiteleri ve makine güçleri sürekli artıyor. En iyimser bir tahminle ülkede yakalanan balığın 15-20 katı av kapasitesine sahip bir filomuz var ve (muhtemelen) ton başına avlanan balıkta en fazla mazot tüketen birinci ülkeyiz (bu iddiam gırgır avcılığı içindir)

GFCM Akdeniz çanağında bulunan ülkelerde nüfusun %10 unun amatör balıkçılık yaptığını söylüyor. Ülkemizde bu oranın ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece tekne üzerinde denizde avcılık yapanların sayısı hakkında fikir yürütmek mümkün. İstanbul ve kuzey egede her balıkçı barınağında yaklaşık 10 küçük balıkçı teknesine karşılık 100 amatör oltacı teknesi bulunmaktadır. Üstelik egeye doğru inildiğinde bu oran amatör balıkçı lehine daha da artmaktadır. Karada (kıyıdan) ekosistemin en kırılgan en hassas olduğu alanlarda ise fikir yürütmek bile mümkün değildir.

Şimdi denizlerde av yapan amatör avcı sayısını (devasa büyüklüğü bütün çıplaklığı ile görüldüğü halde) bilmeden balıkçılığı yönetmek mümkün müdür sorusuna cevabı olanların önce kendilerine sonrada bu cevabı bizlere vermeleri gerekir.

Ömürleri kısa doğal olarak üreme yaşları erken olan İstavrit, Lüfer, Mezgit ve benzeri türleri bir kenara koyarsak Uzun ömürlü ve üreme yaşı geç olan üstelik bu türlerin bir çoğu da hermafroid ise ve yine bu türler üzerinde en büyük baskıyı ( tek balığı bile gösterebilen gelişmiş sounderler, sanal çapalar, çok pahalı jig kamışları ve makinaları kullanan) “amatör” avcılar oluştururken ve sen yine bunların sayısını ve kullandığı teçhizatı bilmiyorken demersal stokların nasıl koruyacak ve dip balıkçılığını nasıl yöneteceksin.

Bu konuya yazının sonunda tekrar döneceğim.

Avın raporlanması.

Ne yazık ki (ayırımsız söylüyorum) ülkedeki tüm balıkçı kitlesi bir av kaydı tutmuyor ve bu raporlanmıyor. İdare bu nedenle gerek teknik gerekse mevzuatı güncelleyerek birçok adım attı. Atmaya da devam ediyor lakin bir arpa boyu yol alamadık desem her halde haksız sayılmam. Mesela (yanlış hatırlamıyorsam) geçen sene tutulan Hamsi 90.000 ton civarında görünüyor. Yahu bizim balık unu sanayimiz 150.000 tona yakın kapasiteye sahip.

Küçük balıkçı da muaf değil bu eleştiriden. Kooperatifler (hepsi değil) müstahsil belgesi kesse de satış yeri olmayan veya balığını direk balıkhaneye yollayan küçük balıkçının hangi türü ne kadar tuttuğunu kimse bilmiyor.

Ya amatörler?

Egede ve güney Marmara’da tutulan Trança, Mercan, Sinarit, Antenli ve bir çok stok büyüklüğü tehlike durumuna gelmiş türleri ne kadar avlıyor ve karaya çıkarıyorlar bilen yok.

Adı amatör balıkçılık turizmi olan ve bu teknelerde denize giden insanların sayısını da tuttukları miktarları da bilmiyoruz.

Resmi otorite küçük balıkçının teknesinde bulunan Palamut çaparilerini markalayıp envanterini çıkarmaya çalışıyor (Marmara ve Karadeniz’de çıkacak rakam 3000 civarıdır) ama ondan en az 30 kat fazla amatörün kullandığı çapariyi merak etmiyor. Ve doğal olarak bu arkadaşların ne kadar palamut avladığını da …

3 ana başlığa sahip olsa da IUU kapsamlı ve bir o kadar da sorunlu bir alan. Günümüzde balıkçılık sorunları adı altında tartışılan balık boyu vb. birçok konu önemsiz olmasa da bu sac ayağının içinde sıradan ayrıntı durumundan öteye geçmez.

Şimdi gelelim şu linç ve ötekileştirme kampanyalarına.

Hatta resmi balıkçılıktan sorumlu resmi otoriteye diz çöktürmek için haklı argümanlar yerine (görürsün sana neler yapacağız) anlamına gelen kampanyalara.

Arkadaşlar bu ülkede resmi otorite ile (kavga eden değil) en çok tartışan kurum ve kişi hedef almadan sadece politikalar üzerinden en çok eleştiri yapanlardan birisiyim. Mesela Genel Müdürümüz son dönemde bana ciddi ciddi gönül koydu. Doğru bulmasam da kendisinin bileceği bir şeydir diyerek üzerinde durmadım.

Yine kampanyanızın bir parçası haline gelen SÜRKOP başkanı ile de balıkçılık ve mücadele konusunda ciddi görüş ayrılıklarım ve eleştirilerim var.

Mesela sizin bir yarışma posterinde logosunu (küçük ölçekli balıkçılık yılı ile yarışmanın bir alakası yok) kullandığınız BM ve IYAFA tarafından ilan edilen 2022 GELENEKSEL BALIKÇILIK yılı konusunda çok sert eleştirim var. Üstelik bu eleştiri sadece SÜRKOOP’a da yönelik değil. Genel müdürlüğe de var.

Ülkemiz o halde ki bu kadar önemli bir yılda Ankara Su Ürünleri şube müdürlüğü 2022 yılı kapsamında Hamsi dağıtıyor bir federasyon 2022 yılı kapsamında balık avı yarışması düzenliyor.

Açıklama şöyle; “Uluslararası Geleneksel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiricilik Yılı ( IYAFA 2022 ) Etkinlikleri kapsamında ASOF tarafından düzenlenen bu yarışmaya …”

Eğer yarışma 2022 etkinlikleri kapsamında düzenleniyorsa bu yarışmada yapılması gereken küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın ve onun korunmasının önemi konusunda farkındalık yaratmaktadır.

Ne tuhaf değil mi. Ticari diyerek küçümsedikleri ve ötekileştirdikleri bir avcı grubunun önemini anlatacaklarını iddia etmeleri.

Ama bu durumda Genel Müdürün Sarıyer’de ki konuşmasına Hem ticarileri mutlu etmiş hem de biz amatörleri üzmemiş olurdunuz” diyerek sitem eden (bir derneğinizin temsilcisi) arkadaşınız küçük ölçekli ticari balıkçıları onurlandırmanızı (ve gerçekten çok sayıda arkadaşınız) nasıl karşılar acaba. Belli ki ticarilerin mutlu olmaması gerekiyor.

Onlar ne yazdığımdan anlamaz ya da bir şekilde onları kandırırız diyorsanız o başka. Ama 2022 geleneksel balıkçılık yılı hatırlatmanız için ben kendi adıma teşekkür etmeden geçemeyeceğim (!)

 

Son olarak Sarıyer konuşmalarına dair birkaç şey söylemek istiyorum.

O toplantıdaki konuşmaları dinledim. Abartılan bir şey de yok haksız itham da.

Konuşmanın içinde dikkat edilmesi gereken tek şey “bir avuç amatörü tenzih ederim” demek olurdu. Lakin bu sorunlu kitleye o “o gerçek amatörler de tek kelam etmiyor” 😊

İstanbul’da kelimenin gerçek anlamı ile bir amatör balıkçı sorunu var.  Bırakın balıkçılığı (üst üste 10 türün adını sayamazlar) denizciliği bile bilmiyorlar. Kuralları önemsemiyorlar. Sadece diğer paydaşları değil karasal avlanma yerlerinde başka amatör bile istemiyorlar. Her sene ciddi kavgalar oluyor ve sahillerde çeteleşerek avlanabiliyorlar. Birinci yürüyüş bandında (özellikle boğaz) yürüyüş yapan insan kurşun ve iğne aralanmalarına maruz kalıyor.

Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde canınızın istediği yerde avlanamazsınız. Günlük hayatı etkileyecek derecede kalabalık oluşturarak faaliyet yapamazsınız.

Diyelim ki kural hukuk tanımadan yapmaya devam ediyorsunuz bu durumda da arsızlık yapamazsınız.

Hayatında boğazda bırak olta atmayı çay içmemiş insanlar şişmiş egoları ile kendilerini görünür kılmaya çalışanların maşaları olmamalı.

Özneniz sürdürülebilir balıkçılık olduğu sürece her kişi ve kurumu eleştirebilirsiniz. Hatta zaman zaman bu eleştirilerde haksız bile olsanız bu paydaşlık hukuku içinde çözülür.

Ama linç etmeye kalkmak daha da kötüsü haddini aşarak diz çöktürmeye çalışmak sizi aşar.

Ne SÜRKOOP başkanını nede Genel Müdürü size yedirmeyiz.

Kendinize gelin.

12 Ağustos 2022 Cuma

Palamut ’tan sonrası tufan!

 



Palamut ’tan sonrası tufan!

Şimdi hızla karar verme zamanı.

UZATMA AĞLARI İLE PALAMUT AVCILIĞI 15 AĞUSTOS TARİHİNDE BAŞLAMALIDIR.

“2022 Dünya Küçük Ölçekli Balıkçılık ve Aile Yetiştiriciliği” yılında aşağıda sayacağım nedenlerle yok oluşun eşiğinde olan küçük balıkçıya yaşam desteği verecekmiyiz yoksa “Allah’tan ümit kesilmez diyerek kaderine mi terk edeceğiz.

Küçük Ölçekli balıkçılık kıyı ekosisteminde ki çöküş, büyük ölçekli avcılık karşısında ki rekabet güçlüğü ve yasadışı avcılık karşısındaki çaresizliği nedeni ile zaten günden güne küçülmekte ve bir yok oluşa doğru gitmektedir. Bakanlığımız bu yok oluşu engellemek için Malta’da Uluslararası bir anlaşma imzalamış ama ne yazık ki küçük balıkçılığın korunabilmesi konusunda (iyi niyetli çabalara rağmen) gözle görülür bir ilerleme sağlanamamıştır.

Bu genel olumsuz tabloya son 3 senedir küresel ölçekte yaşanan pandemi ve buna bağlı olarak tedarik zincirindeki kopuş eklenmiş pandeminin ilk 2 senesi (Özellikle İstanbul balıkçısı) kelimenin gerçek anlamı ile amansız zorluklar ile geçmiştir. Ardından gelen Marmara’daki Müsilaj felaketi sadece Marmara balıkçısını değil tüketicinin balıktan uzaklaşması sebebi ile tüm batı Karadeniz balıkçısını olumsuz etkilemiştir.

Bu sene ise mazot fiyatının ani sıçrayışı ile bir çok teknenin palamarını çözüp denize çıkamaması durumu söz konusudur.

Küçük Ölçekli Balıkçı için genel durum hiçbir abartı olamadan tarif ettiğim gibidir. Ve inanın sadece en vahim meseleleri saymakla yetindim. Detaylara biraz daha dikkat edildiğinde saydıklarımın dışında hala bir çok problem olduğunu görebilirsiniz.

Gelelim yazının başlığını neden böyle attığıma.

Marmara’nın doğu müsilajdan beri hayata dönmüş durumda değil. Çok ince bir Hamsi, Az miktarda İstavrit (yasal limitlerin çok altında) ve çok miktarlarda Kolyoz balığı dışında bir şey yok demek abartılı olmaz. Batısı ise doğusundan sadece biraz daha iyi durumda. Karadeniz’in değişik bölgelerinde durum hemen hemen aynı. Yani Kasım ayında sonra küçük balıkçının balık tutup tutamayacağı belli değil. Daha da kötüsü yakıt deposunu doldurup dolduramayacağının belli olmamasıdır.

Bu nedenle şimdi hızla atılacak destek adımının hayata tutunulması doğrultusunda işe yarayacağı kesindir.

Palamut avcılığının 15 Ağustos tarihi itibarı ile uzatmaya açılmasının sürdürülebilir balıkçılık yönetimi açısından hiçbir engeli yoktur. Küçük balıkçının Palamut uzatmalarının göz açıklıkları sırası ile 36, 38, 40, 42 ve 44 milimetredir. Yani en kör ağ olan 36mm ile tutulacak balık bile yasal limitin epeyce üzerinde olacaktır.

Üstelik bu balık yıllardır Ağustos ayı boyunca yasak dönemde bilinçsiz amatörler ve adı amatör olup aslında korsan/ticari avcılık yapan balıkçılar tarafından da tutulmakta sahillerde vatandaşa ve yine deniz kenarlarında bulunan restoranlara satılmaktadır.

Arık bunu düzeltmenin zamanı gelmiştir.

Palamut avcılığını 15 Ağustos tarihinde çapariye serbest bırakmanın gerekçesi Gırgır ve Trol av sezonunun öncesinde biraz olsun nefes almasını sağlamaktı.

Şimdi tüm Karadeniz’de sayısı 500 ile 1000 arasında değişen uzatma avcısı içinde bu düzeltmeyi yapmak gerekir. Tüm Karadeniz’de uzatma ile avcılıktaki av miktarının toplamı 2-3 Gırgır motorunun 2-3 günlük av miktarını geçmez/geçemez.

Bu sene 15 Ağustosta Palamut uzatmacılığını acil serbest bırakalım.

Bunun yetinmeyelim ve tüm tebliğlerde bu iyileştirmeyi sağlayalım.

2022 yılını ülkemizde bir başlangıç yılı yapalım.

 


6 Ağustos 2022 Cumartesi

ASOF yine kampanya yapıyor.

 


MİSİNA AĞLAR KATİLDİR.

İÇSULARIMIZDA VE DENİZLERİMİZDE KULLANIMI TAMAMEN YASAK OLMALIDIR.

Sucul hayata verdiği zararlar herkesçe bilinen ve ilgili kurumlar ile bilim insanları tarafından her fırsatta dile getirilen Misina Ağların içsularımızdan sonra denizlerimizde de kullanımının serbest bırakılacağı ve hatta bu yönde ilgili kurumlarımızın çalışmalara başladığı duyumlarını üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.

Bu duyumlara inanmak istemediğimizi belirtir, serbest bırakılması halinde eskiden olduğu gibi yine aynı duruşu sergileyeceğimizi bildiririz.

Saygı ve selamlarımızla,

Amatör ve Sportif Olta Balıkçılığı Federasyonu

ASOF Yönetim Kurulu

 

ASOF yine kampanya yapıyor.

Yazıya başlamadan evvel bu yasağın altyapısını ve hangi sebepler ile ülke gündemine geldiğine dair bir bilgilendirme yapmakta fayda var.

Bu yasak Türkiye’de ip ağ üreten firmaların misina ağların ülkeye ihracaat yolu ile girmeye başlaması, balıkçıların bu ağlara rağbet etmesi ve yerli ağ üreticilerinin de misina ağ karşısında rekabet edememesi nedeni ile idare üzerinde yapılan lobi faaliyeti neticesinde gündeme gelmiş ve akabinde bir sonraki tebliğ (2016) başlamak üzere 2012 yılında ilan edilmiştir.

Yine konuyu bilenlerin hatırlayacağı gibi idare tarafından dağıtılan cüzdan şeklindeki (hangi ağların yasak olduğunu gösteren) kartoteksin arkasında 5 ağ üreticisinin reklamı vardı.

Bu satırların yazarı ise (tesadüfi bir şekilde) çok daha önceden (2008) yasağın geleceğinden haberdar olmuştu. (ayrıntı bende kalsın)

(bu konuda yürek yakan başka bir husus ise o zamanlar “bu yasağa itiraz etmek bir yana destekleyeceksiniz” dendiğinde boyun eğen balıkçı örgütleridir)

İdare misina ağları yasaklayacaktı ağ üreticileri de idareye elektromekanik ağ gözü ölçüm cihazlarını temin edip sahada ölçümlerde kullanmak üzere idareye bağışlayacaktı.

Ağlara yasak geldi ama idareye ölçüm cihazları bağışlanmadı.

Bu bilgiyi burada paylaşmak zorunda kaldığım için üzgünüm lakin içinde bulunduğumuz koşullarda (idarede çalışanların bile bilmediği bilenlerin muhtemelen unuttuğu bu olayı hatırlatmakta fayda var.

Nedir bu misina ağ olayı?

Bilgisizlik sıradan bir meseledir. Ve zannedildiği gibi de öyle kötü, çirkin ya da utanılacak bir şey değildir. Şöyle bir durup düşünürsek aslında (ben de dahil) ne kadar çok şey konusunda bilgimizin ya hiç olmadığını ya da yetersiz olduğunu fark ederiz. Ve yine bir konuyu bilmediğimizi fark edersek ve o konu bizim için önemli ise az ya da çok çaba ile araştırır okur öğreniriz.

Yanlış olan daha da kötüsü çirkin olan bilmediğimiz konularda büyük laflar etmek bundan daha da kötüsü pozisyonumuzu savunabilmek için yalanlara başvurmaktır.

Kötü olan palavralara dayanan (bundan ASOF sorumlu değildir) künt algılar oluşturmaktır.

Bu algı “hayalet ağ” algısıdır. Bu terim içi boşaltılarak ve asıl hedefinden saptırılarak literatüre sokulmuş ve ne yazık ki “Hayalet Avcılık ve Hayalet Av Araçları”  sorununu misina ağlara indirgemiştir.

Temel hedef denizde bırakılan ve kaybolan av araçları sorununa çözüm bulmak iken biz kala kala misina ağlar etrafında palavralar üreterek büyük ve önemli bir sorunu taammüden ıskalar hale geldik.

ASOF’un kampanyası ile polemik yapmadan önce bu yasak ilan edildiğinde mal bulmuş mağribi gibi atlanılan makalede ise bu ağların “denizde kaybolmaları veya unutulmaları (komik) durumunda ip ağlara göre avcılık yeteneklerini daha uzun süre koruduklarını” anlatır. Yani mesele “cinayet” değildir mesele “av araçlarının denizde kaybolması durumunda ortaya çıkan bir soruna” çözüm arama meselesidir.

Bildiğiniz üzere bakanlık denizde kalan av araçlarının çıkarılması için yaygın ve tekrarlanan bir program uyguluyor. Bu operasyonlarda çıkarılan av araçlarının envanterini de paylaşıyor. Bu envantere göz attığımızda uzatma ağlarının oranının çıkarılan ağlar içindeki oranının %3 civarında olduğunu görüyoruz. Ve yine bu uzatma ağlarının tamamı da monofilament ağ olmadığını biliyoruz. İşin daha acısı ise bu ağların ne kadarının gerçekten balıkçının olduğuna dair soru soran yok.

Bu soruyu sormuyorlar çünkü balıkçı ve balıkçılık hakkında bir bilgileri yok.

Anlatayım;

Balıkçı(12m tekneye kadar tekneler ile avlanan küçük ölçekli balıkçıları kast ediyorum) av aracını denizde bırakmaz. Onu yerine koyması onun için büyük bir mali sorun yaratır. O ağını düzgün tonozlar, doğru ve sağlam kerterez alır (son 10 yıldır navigasyon cihazları yaygınlaştığı için kereterez almak yerine av araçlarını harita üzerinde markalıyorlar) ve başlıklar (ağ şamandıraları) koptuğunda ise malya denilen (ufak bir çapa) bir araçla ağını denizden çıkarır.

Tam 50 senedir denizdeyim hırsızlık hariç uzatma ağını kaybeden küçük balıkçı görmedim. Ama ağlarını kaybeden (yaklaşık 25 sene önce bir kısıtlama yoktu) çok aşırı sayıda çelebi (amatör) gördüm. Bir çoğunun ağlarını biz bulur getirirdik kıyıya.

Küçük balıkçının ağlarının parçalanarak kaybolmasının sebebi başı kıyıda avlanan Gırgırlar ve kaçak trollerdir. Dibe temas ederek çekilen veya sürüklenen bu av araçları yasal ya da yasadışı bir şekilde kıyılarda çalıştığı için olur bu. Denizden çıkarılan ağların tamamına yakını da bu ağlardır.

İşte misina ağlara karşı yürütülen bu kampanyalar temel bir hedefin (habitatın en zengin olduğu) bu alanlarda yapılan tahrip edici avcılığın bir mücadele hedefi olarak ıskalanmasına sebep olmaktadır.

Mesele şu ya da bu av aracının yasaklanması değil mesele sucul ekosistemin üzerinde faasliyet gösteren amatör ve ticari tüm unsurları ile korunması ve faaliyetlerin (sürdürülebilir balıkçılık, sürdürülebilir eğlence, sürdürülebilir turizm vs. sürdürülebilirliğidir.

  ASOF bize ne anlatıyor veya hangi iddiaları koyuyor önümüze?

Sucul hayata verdiği zararlar herkesçe bilinen ve ilgili kurumlar ile bilim insanları tarafından her fırsatta dile getirilen”

Kampanyanın tek iddiası bu paragraf. Sucul hayata verdiği zarar herkesçe bilinen ve bilim insanları tarafından her fırsatta dile getirilen. İyi de bir konunun doğru bir şekilde herkes tarafından bilinmesi yeter sayıda araştırma ve yeter sayıda sonuç olması ve yine bu sonuçların bilimsel çevrelerde tartışılarak kabul görmesi gerekmez mi? Ama ortada ne yeter sayıda araştırma ne de yeter sayıda sonuç var.

Mesela sürdürülebilir balıkçılık yönetiminde ülkemizden daha iyi bir konumda olan AB ülkelerinde acaba neden böyle bir engelleme yok. Bu sorunun cevabı bu yasak gündeme geldiğinden beri kimse tarafından verilmedi.

ASOF’un bu mealdeki kampanyalarındaki bir başka fenalık ise “bir av aracını katil ilan ederek” aslında onu kullananın katil ve diğer av araçlarının da (bir tek olta iğnesi dahil) dolayı ile ayırmaksızın tüm balıkçıların katil olduğu fikrinin toplumda yayılmasına sebep olmasıdır. Tekrarlamak pahasına bir kez daha söylüyorum. Tüm av araçları denizden canlı türleri alır suyun dışına çıkarır.  Bu zihniyet ile her balıkçı ve balık yiyen her zihniyet katildir.

ASOF o kadar sığ ve içi boş bir argüman ile kampanya yapıyor ki insan ister istemez neyin polemiğini yapıyorsun sen diye soruyor.

Yine bu kampanyadaki bir başka acı (paydaşlık adına acı) husus ise “iç sularda engelleyemedik bari denizde devam ettirelim” bakışının kampanyanın afişinden bariz bir şekilde sızmasıdır.

Nerede ise oluşumunun tamamı iç sularda varlığını gösteren bir STK balıkçılığın makro problemleri olan;

·         Aşırı avcılık

·         Plansız avcılık

·         İllegal avcılık

Konularında tek bir kampanya yapmıyor ama iş misina ağa gelince kıyameti koparıyor.

Halbuki sahici bir STK iseniz ve özneniz kendi varlığınız değil de sucul ekosistem ise “tüm dünyada balıkçılık yönetimlerinin temel problemi olan bu konularda söyleminiz ve eyleminiz” olması gerekmez miydi?

Ne yazık …



Yazının başına bu yazıyı yazmama sebep olan ASOF ilanını koydum. Bu bölümün başında ise misinalar içindeki bir kirpinin kampanya objesi olarak kullanıldığı başka bir postu koyuyorum.

Bu Kirpi’li afiş benim için ibretlikti.

Umarım ibret alması gerekenler de alır.

Son olarak;

ASOF içinde çok sayıda sevdiğim saygı duyduğum insan var ve bir bölümünün de beni sevdiğini biliyorum.

Bu yazının diline özen göstermemin sebebi sadece STK paydaşlığı değil  ASOF’lu arkadaşlara karşı olan muhabbetimdir.

Sürçü lisan ettiysek af ola.

Kenan.

 


30 Temmuz 2022 Cumartesi

Endüstriyel avcılığı desteklemek yok oluşu desteklemektir.

Mazot fiyatı hepimizin bildiği gibi aşırı arttı. Büyük avcı filosunun iki temel işletme gideri var. Bunlar tayfa ücretleri/payları ve yakıt giderleridir. Ve doğal olarak bu fiyatlarla sezonu tamamlamaları zor onları anlıyorum.

Lakin denizlerimizde kaynakların artmadığı bir süreçte yakıt fiyatının sübvansiyonunun ne anlama geldiğini kimse tartışmıyor. Bu ülkenin balıkçısı da balıkçılık yöneticisi de kaynaklar azalırken bizim büyük avcı filosuna yaptığımız/yapacağımız destek ülke balıkçılığına bir fayda sağlar mı sorusunun cevabını düşünmeli ve tartışmalıdır. Bu tartışma belki kısa vadede ertelenebilir ama kaçınılmazdır.
Konuyu biraz açalım.
Biz filonun kaynağa göre aşırı büyük olduğunu bu avcılık kapasitesi ile çok yakında yolun sonuna geleceğimizi biliyorduk. Hem balıkçı camiasındaki genel kanaat hem de balıkçılığı yöneten resmi otoritenin kararı ile 10 yıl önce filo sayısının düşürülmesi ve av kapasitesinin azaltılması konusunda (biraz da AB uyum süreci gerekliliği olarak) adım atarak peş peşe iki program uyguladık. O dönemi hatırlayanlar bilir biz o zaman cılız sesimizle ama tüm gücümüzle “programın önemli bir adım olduğunu ama sayılar üzerinden adım atmanın yanlış olduğunu” anlatmaya çalıştık. Program elbette en azından rezerv ruhsatların iptali açısından bir işe yaradı ama programın temel hedefi olan av kapasitesinin düşürülmesi doğrultusunda hiçbir işe yaramadı. 10 yıl önce av kapasitesi aşırı büyük diye para harcamak dahil her türlü çabanın gösterilmesine rağmen av kapasitesi o döneme göre 5-6 kat arttı. Biraz abartmak pahasına da olsa durumu şöyle tarif edebiliriz “kazan aynı yemek dünden daha az ama parası olan beraber yemek yediğimiz kazandan daha fazla pay alabilmek için kepçesini büyüttü. Bu rekabet filonun tüm unsurlarını kapasite arttırmaya zorluyor. Filonun tabanını oluşturan küçük ölçekli balıkçılar ve küçük/orta boy gırgır avcıları ile dip ve orta su trol avcılığını da yok oluşa iten en büyük sebep bu rekabetin yarattığı ortamdır.
Şimdi;
Bir karar vermek zorundayız. Yok mu olacağız yoksa yok olmamak için asla rekabet edemeyeceğimiz büyük avcıların kuyruğuna takılıp kendi mezarlarımıza bir kürek toprak ta biz mi atacağız.
Benim önerim ebette kendi mezarımızı kendimizin kazması olamaz. İlk günden beri “sucul kaynakların korunması yetmez aynı zamanda balıkçılık gelirlerin adil paylaşım gerekir” diye yırtınıp duruyorum. Bir eşitlikten söz etmiyorum kelimenin gerçek anlamıyla adaletten bahsediyorum. 60 kiloluk bir boksör ile 100 kiloluk bir boksörü ringe çıkarıp eşit şartlarda döğüşe çeksiniz demek ile balıkçılığımızın içinde bulunduğu bu günlerde eşit desteğe sahip olacaksınız demek aynı şeydir. İkisinde de sonuç bellidir. Belli olmayan şey ringde maçın kaç dakika süreceği balıkçılıkta ise batışın kaç ay beya kaç yıl süreceğidir.
Bu nedenle benim önerim filonun yakıt desteğini eşit olarak değil adil olarak almasıdır. Bunun için iki şey önerebilirim. Ya 1000 HP üzerine ÖTV indirimi uygulanmamalı ya da 1000 HP altına ek destek sağlanmalıdır.
(buradaki makine gücü tartışılabilir)
Sürçü lisan ettiysek af ola
….